“Bostanlar ormanımız, dereler denizimiz, sokaklar ülkemizdi”

Küçük Ahmet Turan’dan biraz bahseder misiniz?

İçine kapalı, kekeme, zayıf ve belki bu yüzden erken yaşta okumalara sarılmış bir çocuk; altı yaşında yetim kalması da çocukluğunu tarif eden şeylerden ve buy yüzden aile üyelerinin yoğun muhabbet iklimi içinde biraz da şımartılmış birisi.

Ahmet Turan Alkan’ın bugün bile fırsat bulsa oynayacağı oyunları var mı?

Olmaz mı hiç? Bir çocuğun enerjisine sahip olsam, eskiden olduğu gibi gün batana kadar sokakta top oynamak isterdim.

İçinizdeki okuma ağacının yeşermesi hayatınızın hangi mevsimine rastlar?

Okuldan öncesine; işe Teksas Tommiks gibi o zamana göre zararlı sayılan yayınların resmine bakarak başladım, bir süre sonra harflere aşinalık oldu galiba. Okumayı bilmek, sihirbaz değneğinin tenime değmesi gibiydi; düşünsenize, sırf okuma öğrendiğim için bütün kitapları okuyabilirdim artık. Yeni dünyalar açıldı önümde; hâlâ o renkli âlemin güzelliklerini seyre doyamıyorum.

Ahmet Turan başarılı bir öğrenci miydi, derslerle arası nasıldı?

İlkokul neyse ama, sonraları parlak bir öğrenci olmadım; ikmâlsiz geçtiğim sene azdı. İki sene de sınıfta kaldım (çocuklar duymasın). En sevdiğim dersi tahmin edebilir misiniz?

Kompozisyon?

Ta kendisi!

Küçükken icra etmeyi hayâl ettiğiniz bir meslek var mıydı?

Ressam olmak istiyordum; resmim iyiydi, hâlâ iyidir. Yazarlığa bulaşmasam illüstratör olarak yine basın dünyasına bir ekmek parası kazanabilirdim. Liseyi bitirdiğim yıl rahmetli anacığım, Güzel Sanatlar imtihanına girmek istediğimi işitince, “hippiler gibi sokaklarda resim yaparak dilenecek misin; istemem? deyince, “ben de memleketi kurtarayım bari? dedim; deyiş o deyiş!

Gonca dergisi okurlarının sizi en çok hangi yönünüzle tanımasını istersiniz?

Dedeleri olarak; çocuklara masal anlatan dedeler dünyanın en sevimli mahluklarıdır bana göre; günün birinde güzel masallar, hikayeler yazabilmek isterim doğrusu; inşallah nasib olur.

İlk ve orta okul çağlarındayken Ahmet Turan yaz tatillerini nasıl değerlendirirdi?

Bizim tek sayfiyemiz çermiklerdi; sivas’ın soğuk ve sıcak çermikleri; her sene çadırda yatıp kalkmak kaydıyla en az bir ay kalırdık ve o günler, sanki Afrika’nın vahşi ormanlarında kamp yapmak kadar leziz ve eğlenceliydi. Çermik olmazsa sokak vardı; sokak bizim ikinci mektebimiz oldu ve o zamanlar şimdi olduğu gibi tehlikeli değildi.

Unutamadığınız bir yaramazlığınız varsa bize anlatır mısınız?

Annem, hiç yaramazlık yapmadığım için ölmeden önce haklarını helâl etmişti, elbette yaramazlıklarım olmuştur ama içinde en sansasyonel olanı, hiç yapmadığım bir yaramazlıktı; Sünnet günümde elma ağacının tepesine çıkarar sünnetçi gidene kadar oradan inmemek. Ama yapamadım tabii; netice malum!

Kendinizi ne zaman yazarken bulduğunuzu hatırlıyor musunuz?

İlk edebi denemem lise 1’de yazdığım bir dörtlüktü ve edebiyat hocam pek beğenmişti. Fakülte yıllarında politik bildiriler yazdım ve aynı yıllarda bir mahalli gazetede köşe yazarlığına başladım.

Çocukluğunuzun Türkiye’si ile bugünün Türkiye’sini mukayese eder misiniz çocuklara bakan yönüyle? Yahut bu dönemde tekrar çocuk olmak ister misiniz?

Çocukluğumu kendi yıllarımda yaşamak isterdim; bugünün çocukları toprağa basamıyor, çamurla oynayamıyor, ağaçlara çıkamıyor hatta çakıyla ellerini bile kesemiyorlar. Bütün oyuncaksızlığa rağmen biz çocukluğumuzu doyasıya yaşadık. Bostanlar ormanımız, dereler denizimiz, sokaklar ülkemizdi.

Çocukken okuduğunuz ve sizi etkileyen birkaç kitap…

Hangi kitaptan etkilendiğimi hatırlamıyorum çünkü bir kütüphane dolusu kitabın altından girip üstünden çıktım. Kızılırmak ilkokulunun kütüphanesi, benim için Ali Baba’nın hazinesiydi sanki. Resimli romanlar elbette başta gelir; sonra kahramanlık hikayeleri ve romanları…

Uçurtma ile alâkalı bir hatıranız var mı? Yahut bilyeyle…

Sürü sepet… Evimizin altındaki bostanda koca koca adamların devasa uçurtmalar yapıp, cesaretli çocukları belinden iple bağlayarak uçurduklarını gördüm ben. Uçurtma bizim için oyuncak değil, bir uçma vasıtasıydı. Bilyeye gelince, utuzduğum (yani ütüldüğüm, kaybettiğim) üç gök mavisi cam bilyeyi hatırladıkça hâlâ canım sıkılır.

Küçük Ahmet Turan için zaman neyi ifade ederdi?

Güneşin batması, oyun saatlerinin sonu, okunacak bir kitabı olmak zevk saatlerinin başlangıcı. Zaman içinde geriye gitmek, acısı henüz kaybolmamış babayla karşılaşmak…

Çocukluğunuzda ailenizle birlikte yaşadığınız özel anlarınızdan birini bizlerle paylaşır mısınız? (Bir bayram arefesi mesela…)

Bir 23 Nisan günü, annem onca yokluk içinde beni de kostümlü çocuklar arasına katmayı başarabildi. Jokey olmuştum. Lacivert kısa pantolon, yelek, beyaz gömlek, jokey şapkası ve beyaz lastik pabuç (biz hep şıpşıp derdik ona) alındı. Tam valinin önünden geçerken adam dönüp yanındakiyle konuşmaya başlamaz mı? O gün bugün valilere ısınamamışımdır.

Enfes bir patates ve soba yazısı yazdınız geçen günlerde. Bu minvalde etrafımızdaki küçük şeyleri sevmenin verdiği mutluluktan bahsetseniz. Şimdiki çocuklar yabancı mı kalacak bu tür güzelliklere?

Güzel şeyler hep eskide kalmaz; eskiyen şeyler güzelleşir. Bugünün çocukları da günün birinde hard disk kasalarını gördükçe burunlarının sızladığını hissedip, “neydi o devirler, sadece sekiz gigabytl’lık bir bilgisayarımız vardı? diye eskiyi yâdedecekler. Ben ise yine en iyi bildiğim şeyleri yazabileceğim ancak.

Günümüzün çocuğu kendine has bir ‘çocukça evren’i nasıl kurabilir sizce?

Bir çocuğun çapını aşan bir şey bu; bir dünya kurmak bir insan olmaktır; çocuklara bu konuda yardım etmek lazım.

Çocukken bol bol okumalı mı? Yoksa okumadan da yaşanabilir mi tatlı bir çocukluk?

Okumayı fazla abarttığımızı ben de düşünüyorum; okumak benim için kaçıştı belki de. Şart değil, ama tabiatla daha yakın olmak kaçınılmaz bir şey çocukluğu idrak etmek için

Çocuk şiirleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce çocuk şiir diye bir şey var mı?

Elbette var; hatta belki de şiiri sadece çocuklara has bir edebi tür diye düşünmek gerekir. Hâlâ unutamadığım şiirler var hâfızamda ve yerlerinde çok sahici duruyorlar.

Yazıya tutkun gençlere yazı serüveni için neler tavsiye edersiniz?

Çok okumak, çok yazmak, çok yırtmak; en iyisi şöyle yapalım, günlük tutsunlar; eğer yazar olmazlarsa çok değerli bir hatıra olacaktır; yazar olurlarsa işlete işlete bitiremeyecekleri bir mâden.

Gonca Dergisi – 2003

  • oguz

    Azizim,
    ATA`yi bir dede olarak düsünüyorum…
    Bembeyaz bir sakal, kumasi kalin gömlek, gömlege uygun ceket, ceketten sarkan köstekli saat, bol kesimli pantolon ve siyah mesleri ayaginda…

    kanim kayniyor ya… ne sevilesi bir Dede…

  • oguz

    Azizim,
    ATA`yi bir dede olarak düsünüyorum…
    Bembeyaz bir sakal, kumasi kalin gömlek, gömlege uygun ceket, ceketten sarkan köstekli saat, bol kesimli pantolon ve siyah mesleri ayaginda…

    kanim kayniyor ya… ne sevilesi bir Dede…