Pazar Keyfi

Milli sütlaç, gayrımilli keşkek!

Gazetelerle yüz-göz olmam şöyle böyle 1959 yılında başlar desem, mübalağa etmiş olmam; okumam-yazmam olmasa da, ilm ü irfan tahsiline başlayışım daha o tarihlerde necib Türk gençliğini fena halde alakadar eden Teksas, Tommiks, Kinova, Pekos Bill ve emsali İtalyan işi çizgi romanlarıyla olduğu için alfabenin harflerine yabancı değildim. Babam eve Hayat mecmuası alıyor olmalıydı, ki onunla [...]


Namazgâh

Soru sormak, cevap vermekten zordur diyerek başlıyoruz; işte ilk sualiniz: -En son ne zaman bir namazgâhta namaz kılmıştınız? Sizin yerinize kendi adıma ben söyleyim: Hiçbir zaman! Bırakınız namaz kılmayı, doğru dürüst bir namazgâh görmüşlüğüm bile yoktur. Vaktiyle Buruciye Medresesi önündeki çimenliğe yan gelip uzanan bir namazgâh taşını hâlâ hatırlıyorum ama; üzerindeki “Hâzâ mihrâb” başlığının altında, [...]


Nedir bu tabiblerden çektiğimiz yahu?

Naçiz fikrime göre bir kişinin gerçek mânâda “meslek” sahibi olmasının ilk şartlarından biri, o kişinin yaptığı işin “ne idüğü” hakkında fikretmesi, emek sarf etmesi ve bir kanaate varmasıdır. Buna kısaca “Meslekî ontoloji” diyebiliriz; yani, icrâ ettiğimiz meslekle bizim aramızdaki sahici anlam alışverişi; bir meslek adamı olarak yaptığımız işle, işin icapları arasında sadâkat kurmak.


Otur Kaya, sıfır!

-Sevgili öğrencilerim, şimdi lütfen kâğıdı kalemi bırakın; kitapları masanın gözüne koyun, arka ya yaslanıp soruyu dikkatle dinledikten sonra cevabı bulmaya çalışın. Soru basit, Mimar Sinan nasıl bir mimardır? -Yahu adı üstünde hocam, Mimar Sinan! Mimarlar âleminin pâdişahı, üstad, nâmı dünyayı tutmuş bir adam. Elbette büyük bir mimar, hatta muhteşem! -Aferin Kaya, doğru cevap verdin. Bir [...]


Zarif ama acımasız bir intikam şekli: Boykot

Herhangi bir yazara, (bu arada bana da), herhangi bir konuda aynı hususu dile getiren 10-20 adet e-mektup gelse dikkat çeker, “Nerede yanlış yapmışım, ne oluyor, nedir?” diye bahsedilen konuyla ilgilenmek ihtiyacı hisseder. Bu noktaya bir mim koymanızı rica ediyorum, az sonra tekrar döneceğim çünkü buraya.


Milli takımdan soğumak

Siz bu satırları okuduğunuzda milli takımımız, büyük ihtimalle Hırvatistan’a elenmiş olacak ve yine büyük ihtimâlle, güzide spor basınımızın estirdiği üfleme rüzgârla “Hiddink ne zaman gidecek, yerine kim gelecek?” meselesini tartışıyor olacağız. Bu tartışma hakkındaki fikirlerimi biraz sonra ifade etmek üzere birkaç kavram üzerinde kısaca başınızı ağrıtmak istiyorum. “Milli takım nedir?” hiç düşünmüş müydünüz?


Yine çakı-bıçak meselesi ama bu son

Yine bir soruyla başlayalım sohbetimize; insanoğlunun eliyle yaptığı, daha doğrusu el melekesini kullanarak icad ettiği ilk araç hangisidir diye sorsam ne cevap verirsiniz? Bazılarınız doğru cevabı buldu bile, hattâ hattâ, “Yine mi çakı-bıçak meselesi?” diye homurdandıklarını tahmin edebiliyorum. Evet doğru cevap; o âlet çakı-bıçak karışımı bir şey olmalıdır. Arkeoloji müzelerini dolduran yüzlerce, belki binlerce buluntu [...]


‘Linç’in lüzûmu yok!

Biz Hakkı Devrim’i iyi bilirdik; tanışıklığımız bir telefon muhaveresinden ibaretti. Geçenlerde duydum, gazetesindeki işine son verilmiş. Samimi olarak üzüldüm, velâkin hiçbir mahkeme, hiçbir kadıya mülk değil; hele basın dünyasında yılların beraberliğine dayandığı için yıkılmaz gibi görünen kıdemiyetlerin, aslında su kabarcığı kadar metâneti vardır. Belki de bu hâdisenin tesiriyle olsa gerek bir bayram gecesi katıldığı televizyon [...]


Dünyaca meşhur Türk çakısı!

Yok öyle bir şey! Ama siz bana yine de bir solukta, hiç düşünmeden şöyle sıradan bir yerli çakı markası söyleyebilir misiniz? Hafif tertip Sürmene bir tarafa, söyleyemezsiniz çünkü yoktur. Lâf tarih felsefesine gelince göçebe bir milletin evlâtları olduğumuzu, hafifçe övünerek söylemeyi biliriz ama… Göçebe dediğin belinde, cebinde, eyerinde bıçakla gezen adamdır halbuki. Bizim bir milli [...]


Çakılar ve ben

Beyazıt Camii’nin arkasındaki kaldırım tezgâhlarının arasında dolaşırken bütün dikkatim, yılların tecrübesiyle mallarını sergileyen satıcıların işportasındaki meçhul ve muhtemel “Kelepir”e odaklanmış durumdaydı. Yeni nesil kelepir kavramını pek bilmiyor; onlar her şeyin açılmamış ambalaj içinde pırıl pırıl durduğu orijinalini tercih ediyorlar. İkinci el bir ürüne, âşikâr bir küçümsemeyle, galiba biraz da iğrenerek bakıyorlar. Hani bedavadan “Al şunu [...]