Pazar Keyfi
Çakılar ve Çinliler
Bir ara evde o kadar çakı birikti ki, bunlarla bir dükkân açıp, ufaktan lüks hırdavatiye işine başlamayı bile düşündüm.
Tamam, mevzu “çakı”, fakat, az evvel cümlede geçen şu “Lüks hırdavatiye” lâfının gülünçlüğü üzerinde bir miktar durmamı hoş karşılamazsanız dilim şişer; öyle iki kelime ki, yan yana gelmesi, davul zurnayla Chopin’in cenaze marşı’nı davul-zurnayla icrâ etmek gibi [...]
Canını yerim senin!
Salı günü, sizler için ne mânâ ifade ediyor; bu suale herkesin başka başka cevabı vardır ama Ankara gazetecileri için mübârek salı günleri, Meclis’te grubu bulunan siyasî partilerimiz için grup toplantısı günleri demektir.
Bir zamanlar sadece Ankaralı gazeteci takımını ilgilendiren bu küçük ayrıntı, artık televizyonu olan ve salı günü öğle saatlerinde televizyon seyretme itiyadında bulunan herkesi ilgilendirmeye [...]
4C!
Aç tavuk darı ambarına düşerse nasıl davranır? Bir an kendinizi, hayâllerinizin darı ambarına düşmüş aç bir tavuk gibi tasavvur etmenizi ricâ edeceğim; farkındayım, teşbih pek kibarca değil ama kabul ediniz, sizin de zihninizde öyle bir yer vardır mutlaka…
Siz kendi hesabınızı yaparken ben sözü getirmek istediğim yerden başlayacağım. Bundan on gün kadar önce kendimi birdenbire Boğaz [...]
İrşat
-Hocaam? Geçmiş olsun canım hocam benim!
-Estağfurullah, çıkartamadım sesinizden, kiminle müşerref oluyorum acaba?
-Hah hah ha… Öyledir öyledir hocam öyledir, gözden uzak olan gönülden de uzak olur derler ya, fakat alınmıyorum hocam, siteminizde haklısınız; daha önceden arayıp sormamız gerekirdi, eksiğimizin kusuruna kalmayın efendim, mâlum memleket işleri, siyaset vesaire derken eşi-dostu arayıp derhâtır etmeyi ihmâl ediyoruz işte…
Liste
Fırından çıkarken nerdeyse göğüs göğüse çarpışmamıza ramak kaldı, “Oo üstad” diye gülümsedi, “Görüşemiyoruz epeydir”.
Merhabalaşıp hal-hatır sorduktan sonra savuşup gitmek üzereydim ki ardımdan seslendi, “Yahu” dedi, “Listeye baktım; yoksun.”
-Ne listesi; neden bahsediyorsun?
-Öpülecek gazeteciler listesinden bahsediyorum canım; Taraf gazetesi yayınladı ya geçenlerde… o liste!
Turpsoğan “Zaytung”u
Milletçe iflâh olup, cümleten keçeyi sudan çıkarmamızın nişânelerinden biri de mahalli matbuattır efendiler.
Şimdilerde herkes “yerel basın” diyor; ben bu tâbire hiç alışamadım, eski tâbirle bu elfâzı “mehel ve münasip” bulmuyorum; veya şöyle bir mânâ ayrımına gitmek de mümkün: Mahalli Matbuat, benim gönlümdeki arslanı isimlendiriyor; yerel basın ise âhir zamana kalakalmış taşra gazetelerini ve gazetecileri vasfetmeye [...]
İki “çakma” Karadeniz fıkrası hakkında
Temel’le Dursun’un yolu bir gün Londra’ya düşüyor. Akşamüstü gezmeye çıktıklarında bakıyorlar ki elalem hep bir yöne doğru akın akın gitmekte.
“Nedir bu izdiham; bu kadar ahali nereye gidiyor?” diye merak edip soruyorlar ve öğreniyorlar ki U2 topluluğunun konseri vardır ve millet oraya gidiyor.
Sanal gerçeklik realiteyi döver!
Geçen senenin sonlarına doğru uzak semtlerde oturan bir ahbâbı mâaile ziyarete gittik. Mâaile dediğim hanımla ben. “Gideceğimiz yer uzaktır, erkenden yola koyulup yol alalım.” derken anlaşıldı ki, vaktinden bir hayli erken gitmişiz.
İki çiçeği burnunda İstanbul acemisi ne yapar gündüz gözüyle bir semt-i meçhûlde? Dedim ki, “Dönsek olmaz, kapıya yüklensek, misafirdir deyip içeri almazlık etmezler fakat [...]
Kulaasma!
Ayıptır söylemesi sevgili okuyucularım, internetin bir kenarında “Beylikdüzü’ne kar yağıyor; işte ilk görüntülerin videosu” diye bir yazı görünce sağ elimle pencerenin perdesini aralarken, sol elimle de videoyu çalıştıran butonu tıklamaya uğraştım; elbette ikisinden de müsbet bir netice alamadım çünkü -yine ayıptır söylemesi- bendeniz, merdiven çıkarken ıslık çalabilecek kadar hünerli biri olamadım hiçbir zaman.
Şehâdet bir, gazilik iki, istihbarât üç…
-Oo hocam hoşgeldin, hoşgeldin; gel şöyle buyur, çekinme lütfen; oğlum, bak bakalım hocamız ne alıyor?
Çay, kahve, ayran? Karnınız açsa tost yaptıralım hocam; bizim karargâhın tostları nefistir. Mersinli bir çocuk var; dehşet lezzetli tostlar yapıyor, hatta ıspanaklı tost bile icad etti kerata. Denemek ister misiniz?
-Sağulun komutanım, çay varsa yetişir, mahcub ediyorsunuz?


