Pazar Keyfi
Nitekim başım ağrıdı işte…
Pazar yazısını kaleme almak üzere masa başına geçtim; “Önce posta kutusuna bakayım, ne var ne yok?” diye tıkladım. Bir okuyucu mektubu, daha doğrusu, “Dolaylı bir okuyucu”nun mektubu. Okudum, canım sıkıldı. Bazen, “Bıraksam mı bu işi, eğer okuyucu yanlış anlıyorsa kabahatin büyüğü sende demektir” diye kendimi paylıyorum; işte öyle dedirten anlardan biri.
Cami locaları, tabure cemaati!
On gün kadar önce Sinan Korkmaz ismindeki okuyucum, ekinde küçük bir fotoğraf bulunan bir mektup gönderdi. Mektubunda, en az on seneden beri kimselere anlatamadığı bir şikayetini dile getiriyor; özetle şöyle: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi vaktiyle -herhalde bir şirkete- hani o ağır demirden döktürülen kanalizasyon kapakları yaptırmış. Okuyucum diyor ki, “Kapağın üstünde görünür şekilde, eski yazıyla [...]
İstanbul’un lâle mevsimi Kur’an kültürü ve Bünyân-ı mersûs
“Şu dağların yükseğine erseler/Lâle sümbül, mor menevşe derseler” türküsündeki çiçek isimleri, çoğumuz için adı mâlum, kendisi meçhul şeylerdi. Lâleyi ismen bilirdik, daha çok Lâle Devri’nden ve coğrafya kitaplarımızda yer alan Hollanda düzlüklerindeki lâle tarlalarından. Evet menekşeyi bilmeyenimiz yoktur. Nerede belediye parkı varsa, orada ille menekşe de olur ama gerçek lâleyi ilk defa ne zaman gördüğümü [...]
Üsküp; yani bir zamanların Bursa’sı
Memleketim Sivas, Batı Anadolu şehirleri ölçüsünde olmasa da vaktiyle hayli muhacire kucak açmış bir şehirdir. Tâ 93 Harbi’nde (1876 Osmanlı-Rus Harbi) Kars üzerinden Sivas’a yönelen Kafkasya menşeli muhacirlere, aradan kırk yıl geçtikten sonra bu defa I. Dünya Harbi’nde Sarıkamış bozgununun darmadağın ettiği Şark cephesinin mağdurları eklenmişti. Sayıca fazla olmasalar da kafileler halinde Türkiye’ye akan Balkan [...]
Eşyaya ve mekâna oruç tutturmak!
Evvelâ bir açıklama: Bu yazıda bahsi geçecek “Türk evi” tâbiri, etnik ve milliyetçi bir muhteva taşımıyor; tarihi zaman içinde müesseseleşmiş, boyutlarını bulmuş, ayrıntıları oturmuş bir kültür varlığına işaret ediyor. Üstelik önemle bilmemiz gerekir ki, uzak dedelerimiz Anadolu yarımadasına geldiklerinde, burada yerleşik ve kadim esaslı bir mimarlık geleneği ile karşılaştılar ve etkilendiler. Etkilenmeleri çok tabii idi [...]
Heey dostum, padişah geliyor; okey?
Entelektüel olmanın ilk raconu, ahalinin yaptığı ve mûtad edindiği şeylerden uzak durmaktan geçiyor; bu minvâlde, “Hangi diziyi seyrediyorsunuz?” sorusunun klasik cevabı şöyledir: -Dizi mi, ne dizisi; ben dizi seyretmem, çok bânâl! Tabii bu esnada yüzünüzü kertenkele görmüş gibi buruşturmanız da şart!
Soluk kesecek kadar güzel bir kitâbenin hikâyesi
Kitap mı demeli, yoksa albüm mü; 42×25 ebadını göz önüne alırsanız bir albüm demek daha doğru. Geçen yıl yayınlanmış, Kasım 2011′de ve sadece 1000 adet basılmış. Kitap meraklılarının “Prestij” eseri dedikleri cinsten bir sanat yayını. Adı: “Yeni Câmi Çeşme ve Sebîli’nin Kitâbesi”, Yazarı M. Uğur Derman. Bu eser farklı bir şey; çünkü tamamen bir Osmanlı [...]
Namaz kuyruğu
Mekke’deki ikinci günümüz… Gece yarısı Cidde’den Mekke’ye intikal, ilk tavaf ve sa’yın ardından yorgunluk ve uykusuzluktan pelte gibi yatağa düşüş… İkindi suları, TÜRSAB merkezinde görev yapan doktor arkadaşlarla ver elini güzeller güzeli Kâbe. Biraz gecikmiş olmalıyız ki, otomobille hayli yakına kadar sokulmamıza rağmen dış avluda bile saf tutan dindaşlarımız çoktan namaza başlamışlar bile. Bre aman, [...]
Çekirgeye araştırmacı-gazeteci diploması verelim mi?
Türkiye’de ilk yüz nakli gerçekleştirildiğinde, şüphesiz cerrahlarımız adına gurur duymuştum. Hastanın yeni yüzüyle basına dağıtılan görüntüleriyle operasyon arasında pek kısa bir süre geçmiş olması beni tedirgin etti. “Biraz acele edilmedi mi?” diye düşünmeye kalmadı, ardından kol ve bacak nakilleri gündeme geldi. Bu işleri kimden sorup öğrenmeli diye bizim Çekirge’yi çağırdım. “Nedir bu olup bitenler, ne [...]
Kendimi takdir ediyorum: Aferin bana!
“Efsaneler zombi gibidir, kolay öldürülemezler” başlıklı yazı, iki farklı karakterde okuyucu tepkisine yol açtı: İlki, “Bu efsaneyi ben de duymuştum, demek doğru değilmiş; keşke gerçek olsaydı!” yolunda tesbitler; ikincisi ise, “Sen Mimar Sinan’a zombi dedin, hemen diz çök ve özür dile” şeklindeki saydırmalar. Hangisinden başlayalım; “Saydırma” neviinden başlayalım!


