‘Mağlubiyet kültürü’ açılımı!
“Gol ofsayttı, hakemin başı yarıldı” filan gibi ayrıntıları geçiyorum; bir maç oynandı, ev sahibi kazandı. Kazanan sevindi, yenilen üzüldü. Rekabetin tabiatında vardır; galip mağlupla dalgasını geçecektir, hakkıdır; nitekim güzel espriler yapıldı.
Sineye çektik! Lâkin iş tadında kalmadı, birileri aşağılanmazsa, galiplerin yüreği yağ bağlamaz fikriyle lüzümsuz işler yapılıyor.
‘Bir hesap verme halimiz yok’ dedi ve…
Bir numaralı sorumlu, maçtan sonra değerlendirme yapıyor: “Hiçbir zaman başkasını suçlamadım. Oyuncularımı asla. Maçta bir grup istifa diye bağırdı, bir grup imparator diye. 89-90 yılından beri bu seyircinin yeri tribün olmadı. Genelde hep sokaklarda gezdiler, hem de gururla.
O zamanlar ben vardım, yine olacağım. Unutulmasın ki her türlü önemli başarıda benim damgam bulunmaktadır.”
Canavar Burhan Afrika yollarında
-Şşşt, dur bakayım; biz kimiz, kimiz biz söyle bakayım! Hoop, sakın yanlış yapayım deme ha, akıllı ol ve adam gibi söyle; biz kimiz?-Valla ne bileyim abi, ne desek boş!.. Daha doğrusu duruma göre değişir! Şimdi sen birden böyle pat diye önümüze atlayıp, kimlik sorunca şeyettik biraz…
Sen ne dersen biz oyuz abi, yeter ki kızma!
-Yazıklar olsun [...]
Evde derbi
Bundan tam bir hafta öncesinin akşamına gidiyoruz. 9 Kasım Pazar gününe.Maç günü; futbol liglerinin, hatta dünya çapında “derby”lerin en çok önemsenip ilgi gören karşılaşmalarından biri oynanacaktı o akşam.Biz Galatasaraylılar, açık söylemek lâzımsa pek gururluyduk o gece.
Lâf değil, daha perşembe akşamı, Portekiz Ligi’nin devedişi takımlarından Benfica’yı kendi evinde, üstelik evire çevire yenip zafer sarhoşu olmamış mıydık? [...]
Bu ‘ilk’in arkası gelirse…
Sahadaki takımlardan birinin 11 yerli oyuncu ile mücadele etmesi başlangıçta dikkatimi çekmedi ama ikinci devrenin ortalarına doğru, öteki takımda tam sekiz yabancının varlığını fark edince, “futbol tarihimizde bu bir ilktir” diye kaleme kağıda sarılıp liste yapmaya koyuldum.
Emin olmak istiyordum. Önce Galatasaray onbirinde yabancı olup olmadığını gözden geçirdim, sıra Fenerbahçe’ye gelince yerli oyuncuları saymak yetti; topu [...]
Atatürk Sivassporluydu!
Bizim basın hayatımız -eksik olmasınlar- kışkırtıcıdır, kendinizi matbuatın mantığına fazlaca kaptırırsanız savrulur gider ve hakikatte gündemin ne olması gerektiğini asla fark edemezsiniz.
Atatürk’ün Galatasaraylı olduğu yolundaki son iddiayı da bu minvâlde çocukça bulduğumu ifade etmeliyim; çocukça ama kışkırtıcı işte. Nitekim Fener, BJK camiası hop oturup hop kalkıyor ve kulüp müzesinin duvarındaki gazete kesiklerini yarıştırarak Kartal veya [...]
Evet evet, irtica arttı!
Pancu’nun şu 3-4′lük maçta astarı yüzüne gelecek şekilde ters giydiği mavi kaleci kazağı meselesi kafama takıldı. Daha maç bitmeden işi-gücü futbol maçları hakkında gevezelik ve hatta dedikodu üretmekten ibâret zevât, forma meselesini tartışmaya başladı. Aradan yarım saat geçmeden Beşiktaş yetkilileri açıklama yaparak, Pancu’nun kalecilik yaptığı bu unutulmaz maçın hatırasını yaşatmak üzere forma basacaklarını ve satacaklarını [...]
‘Normal’ sonuç!
Fenerbahçe’nin Parma’yı İstanbul’da yendiği maçta spiker, bir İtalyan takımına ezkaza gol atmış olmanın paniği ile bütün maç boyunca saçmalayıp dururken içinde debelendiği aşağılık duygusu inanılır gibi değildi; adam, maçın sonuna kadar bir “kutsal”a dahletmiş olanların tedirginliği ve korkusu ile maçı hepimize zehir etti. Fenerbahçe’nin “Avrupalı” olmaktan başka kariyeri olmayan teknik direktörü ise, spikerle aynı kafada [...]
Zagallo’nun bir bildigi var miydi sahi?
Siz bu satirlari okumaya basladiginizda haberin kendisiyle birlikte yorumunun da cilki cikmis olacak; ama ben Fransa-Brezilya futbol finaline farkli bir noktadan satasacagimi zannediyorum.
Pazar aksami, “final keyfi” icin dayimgilde karargah kurduk; dayim, irsen Fenerbahceli olmak haricinde hemen her hususta fikir birligi edebildigim bir buyugumdur. Koltuklara yerlestik. Mac basladi, ilk dakika gecti, Fransa bastiriyor, Brezilya ise, “aman [...]
Peyâmi
Beşir Ayvazoğlu ile çok müştereğimiz var; hemşehriyiz, aynı kuşaktanız, dünya görüşlerimiz beraber, eşyâya bakışımız benzer, hemen hemen aynı yıl içinde evlendik,
çocuklarımız bile aynı yaşta, aynı meslekle iştigal ediyoruz, annelerimiz “ihvan bacısı”, beslendiğimiz kültür kaynakları ortak, eşlerimiz öğretmen ve hepsinden önemlisi yıllardan beri dost ve arkadaşız; öyle ki anababa bir çoğu kardeşte bile bu kadar müşterek [...]


