Hayırsız evlât
-Alii, gel yavrum, seninle biraz yurttaşlık bilgisi çalışalım! Bak sana ne aldım?
-Aa, küçücük biir kitap; A-na-yaa-sa! Nedir bu babacığım?
-Bu anayasadır yavrum. Herkes bu kitapta yazılanlara uymak zorundadır… Gel şimdi anayasamızı inceleyelim. Başlangıç kısmını geçiyorum, anlamazsın. Bak bu birinci madde; oku bakayım…
-Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Aa ben ben bunu biliyorum, örtmenimiz söylüyor zaten. Ne demek bu baba?
-Valla şimdi ne desem Aliciğim; buldum, Padişahlık istemeyiz demek.
-Anladım, 2. madde de devletin temel niteliklerini belirtiyor değil mi baba, örtmenimiz söylemişti.
-Afferin benim oğluma; evet Ali, biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz evladım. Gelelim 3. maddeye
-Ben onu da biliyorum babacığım. Örtmenimiz söylemişti. Dilimiz Türkçe, başkentimiz Ankara, bayrağımız al bayrak, milli marşımız da İstiklal Marşı’dır. Peki, dördüncü madde nedir baba, örtmenimiz söylemişti ama onu pek anlayamadım ben?
-Anlamayacak ne var Ali; bu ilk üç madde değiştirilemez demek.
-Peki anayasa hiç değiştirilmez mi baba; mesela biz hiç anayasamızı değiştirdik mi?
-Ne biçim soru bu böyle.., dur bir sayayım, biir, iki, üç; bu bizim Cumhuriyet yönetimindeki üçüncü anayasamız Ali.
-Kim değiştirdi peki baba?
-Aa bak, pencereye bir kuş kondu Ali; “mini mini bir kuş donmuştu” şarkısını biliyorsun değil mi; haydi beraber söyleyelim…
-Kuşu muşu bırak şimdi baba. Birileri çıkıp 4. maddeyi kaldırsa, ilk üç madde güme gitmez mi? Gider!
-O zaman Anayasa Mahkemesi o değişikliği şaak diye iptal eder yavrum.
-Peki bu Anayasa Mahkemesi, anayasa üç defa değiştirilirken neredeydi baba; hiç kızmadı bu amcalar?
-Bunlar ne biçim lâflar Ali, kötü çocuklarla mı arkadaşlık ediyorsun sen; ben sana açık gıda satılan yerlerden yiyecek alma demiyor muyum?
-Ne ilgisi var baba; geçen gün parkta Sevgi arkadaşımız dedi ki, hukukçular 27 Mayıs’ta da, 12 Eylül darbesinde de hiç seslerini çıkarmamışlar. Hatta Atatürk’ün anayasası darbeyle işlemez hale gelirken bile darbecileri alkışlamışlar.
-Bak şu rezile; yanlış o bilgi yanlış; 27 Mayıs’tan önce Anayasa Mahkemesi yoktu ki!
-İyi ya, Atatürk’ün anayasasında da Anayasa Mahkemesi yoktu zaten…
-Bunu kimden duydun; çocuğum yoksa sen, milli varlığa zararlı akımlardan birine mi kapıldın? Şükraaan, Şükraan; bu çocuğun neler söylediğini duyuyor musun? Aman evladım, kulun kölen olayım, bunları başka amcaların yanında söyleme olur mu?
-Niçin korkuyorsun ki baba. Son iptal kararından sonra Anayasa Mahkemesi’nin, yine anayasayla belirlenmiş görev ve yetkilerinin dışına çıktığını hepimiz biliyoruz. Hatta Sevim arkadaş diyor ki, “bunlar, anayasanın 6. maddesini de fiilen işlemez hale getirdiler” diyor.
-Sevim de kim, oh my God, inanamıyorum!
-Apartman görevlimizin kızı baba; çok seviyorum onu ben…
-Bak şu rezilin konuştuğu lâfa; hangi madde demiştin bakayım?
-Altıncı madde baba; egemenlikten bahseder hani, bilmiyor musun?
-Doğru be; vay başıma gelenler, Şükraan! Şükraaan. Bu oğlan beni kalpten götürecek, nerede bu kadın?
-Üzülme baba, kimseye söylemem bunları…
-Söz ver ulan; ağzını açarsan evlatlıktan reddederim seni, hayırsız evlat!
Ahmet Turan Alkan - 11 Haziran 2008
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=700603
Bu yazıyı yazdır
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuzu yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.



Yaşadığımız traji-komik durumu en iyi çocuklar tahlil edecektir. Zira yetişkinlerin yorumları diğer yetişkinler tarafından hep başka gizli artniyetlere yorumlanıyor. Çocuklarsa safdır, temizdir. Sözüyle niyeti birdir. Gerçekleri en çıplak haliyle, çekinmeden söylerler. Hocamız bu gerçeğin bilincinde, bir çocuk temizliğiyle meseleyi incelemeye teşvik etmiş bizi. İyi de etmiş…