<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Turan Alkan.net</title>
	<atom:link href="http://ahmetturanalkan.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ahmetturanalkan.net</link>
	<description>Gayr-i Resmi Ahmet Turan Alkan Sitesi</description>
	<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 23:59:17 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dikkatsizlik utandırır</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/dikkatsizlik-utandirir/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/dikkatsizlik-utandirir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 22:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3070</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Cesaret, biraz da dikkatsizlikle birleşince ortaya böyle utanılacak görüntüler çıkıyor. Ee, dikkatsizlik utandırır&#8221;
En ciddi ve endişeli Ergenekon haberlerinin bir iki santimetre altında böyle bir başlık görünce insan, &#8220;davayla bir ilgisi mi var&#8221; diye meraklanıyor. Öyle değil. Sadece bir kısım dinci olmayan basınımızın alışkanlık haline getirdiği &#8220;frikik&#8221; fotoğraflarının ön sayfa tanıtımı ile karşı karşıyayız. Hadise tamamen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Cesaret, biraz da dikkatsizlikle birleşince ortaya böyle utanılacak görüntüler çıkıyor. Ee, dikkatsizlik utandırır&#8221;</p>
<p>En ciddi ve endişeli Ergenekon haberlerinin bir iki santimetre altında böyle bir başlık görünce insan, &#8220;davayla bir ilgisi mi var&#8221; diye meraklanıyor. Öyle değil. Sadece bir kısım dinci olmayan basınımızın alışkanlık haline getirdiği &#8220;frikik&#8221; fotoğraflarının ön sayfa tanıtımı ile karşı karşıyayız. Hadise tamamen apolitik. Netekim diyor ki, &#8220;bazı ünlüler ısrarla dekolte giymelerine rağmen bu iddialı giysiyi üstlerinde taşımayı pek de iyi beceremiyorlar&#8230;&#8221;<br />
<span id="more-3070"></span><br />
Vallahi öyle; dinci olmayan basına katılıyorum.</p>
<p>Bakınız bir itinasız başlık daha vardı dün; dikkatsiz bir okuyucu, bu meraklandırıcı, eski hesapla 185 puntoluk &#8220;İddianame fısıltıları&#8221; manşetinin yanında görünce yanlış bir mânâya mevzilendirebilir fakat başlık cümlesinin öyle siyasetle, darbeyle filan ilgisi yok; tamamen operasyonel, &#8220;pardon magazinel&#8221;</p>
<p>Hâşâ huzurunuzdan aynen aktarıyorum: &#8220;Keşke kucağa oturmasaydım&#8221;</p>
<p>Ne, nerede, ne zaman, niçin, nasıl ve kim? Beş N, bir K!</p>
<p>Bir şarkıcı bayanımız, dargın olduğu sulusepken sunucu ile barışınca sevincinden -yeniden zikrine cesaret edemediğim- o mâhut eylemi yapmış ve demiş ki, &#8220;Keşke uzaktan sallasaymışım; o da yetermiş!&#8221;</p>
<p>Bunlar gündemle ilgisi olmayan haberler, ancak bunu anlamak için elmayla armudu karıştırmayacak kadar asgari derecede dikkatli okuyucu olmak gerekiyor.</p>
<p>Lâf aramızda, bir kısım dinci olmayan basınımız, pazartesinden bu yana mânidar şekilde ağız değiştirmiş bulunuyor; ilk günün hey heyleri kalmadı pek. &#8220;Yahu bu iş biraz ciddi galiba&#8221; tereddüdü, gün geçtikçe, &#8220;nerede bu iddianame; bu nasıl adalet?&#8221; huzursuzluğuna inkılâb etmekte.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;ın &#8220;Cadı kazanı dönemi&#8221; başlıklı güzelim demeci bile, aynı sayfada bir kibrit kutusu büyüklüğünde görülürken, oturacağı yeri kestirmekte pek de titiz davranmayan bayan şarkıcının haberi dört misli büyük verilmiş yine bu dinci olmayan gazetemiz tarafından.</p>
<p>Baykal deyince aklıma geldi; Pazartesi günkü grup konuşmasını bağlarken, İstanbul&#8217;daki iş ve finans çevrelerini imdâda çağıran cümlelerini hatırladım şimdi; onu hatırlayınca ister istemez Kayserili bir iş adamının ilk gün tehevvürle yağıp gürledikten sonra ertesi gün Sayın Baykal&#8217;ın ziyaretini kapıdan geri çevirmesini de hatırladım; üzerime vazife olmasa da içim burkuldu!</p>
<p>Böyle demlerde rövanşist davranmak, mürüvvetmendliğe sığmaz. Şu saat itibariyle iddianame açıklanmadı, gözaltındaki insanlardan kaçının tutuklandığı, kaçının salıverildiği bile belli değil; kaldı ki tutuklama bile kendi başına suçluluk karinesi sayılmaz. Görünen, sadece soruşturmayı yürüten savcılığın, bir kısım dinci olmayan basının ileri sürdüğü gibi, &#8220;klasik hikayeler&#8221; peşinde vakit geçirmediği, aksine son derece ciddiye alınması gereken olguların izini sürdüğünden ibarettir. Muhtemelen darbecilik ithamıyla suçlanacakların bile adil yargılanacağı, herkesin kendini güvenli ve mutlu hissedeceği bir demokratik idareyi talep ederken, &#8220;oh olsun&#8221;cu amigoluklardan uzak durmak gerekir, fakat şu kadarını kaydetmeden geçmek olmaz: Şu bizim bir kısım dinci olmayan basınımızın, darbe zanlılarını örtülü ve açık şekilde himâyeye kalkışırken takındığı tavır, darbenin bizatihi kendisinden bile ağır ve menfur! Şu sebepten; eğer bunlar vaktiyle dürüst ve demokratik tavır takınmış olabilselerdi, bu ülkede darbeyle vatan kurtarmaya kalkışmak kimsenin aklından bile geçemezdi.</p>
<p>Keşke oturacakları yerin yanlışlığı konusunda şu şarkıcı bayan kadar otokritik yapacak nâmusları olabilseydi bunların&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/dikkatsizlik-utandirir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TIK TIK; KİM OO? SÜTÇÜÜÜ!..</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/tik-tik-kim-oo-sutcuuu/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/tik-tik-kim-oo-sutcuuu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 22:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3068</guid>
		<description><![CDATA[Dün öğleden sonra CHP Grup toplantısında Sayın Baykal kürsüye geçinceye kadar kafam kazana dönmüş durumdaydı.
Sabahın erken saatlerinden beri haber kanalları bir yandan olayla ilgili detayları aktarırken öte yandan, gözaltına alınan kişilerin ne kadar mağdur, mazlum ve muteber olduklarına dair hayli &#8220;canlı röportaj&#8221; gerçekleştirdiler.
Meselâ C. Gazetesi&#8217;nin kıdemli kademeli yazarlarından C.Ö., sesine bir &#8220;tatara titiri&#8221; gevrekliği katmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün öğleden sonra CHP Grup toplantısında Sayın Baykal kürsüye geçinceye kadar kafam kazana dönmüş durumdaydı.</p>
<p>Sabahın erken saatlerinden beri haber kanalları bir yandan olayla ilgili detayları aktarırken öte yandan, gözaltına alınan kişilerin ne kadar mağdur, mazlum ve muteber olduklarına dair hayli &#8220;canlı röportaj&#8221; gerçekleştirdiler.</p>
<p>Meselâ C. Gazetesi&#8217;nin kıdemli kademeli yazarlarından C.Ö., sesine bir &#8220;tatara titiri&#8221; gevrekliği katmaya çalışarak olup biteni şöyle tasvir ediyordu:</p>
<p>-Klasik hikâyeler bunlar!<br />
<span id="more-3068"></span><br />
Ardından, aynı takıma mensup diğer medya elemanları, kamuoyunu baskı altına alıcı replikleri seslendirmeye başlayarak, &#8220;söktüremezler, saklanacak bir şeyimiz yok, bir senedir adam topluyorlar, iddianame neredeymiş bakalım&#8221; makamından içli, acıklı ve iddialı besteler seslendirdiler. Hani televizyonlara bakıp hüküm verecek olsak, &#8220;yuh yani, bu kadar terbiyesizlik de yapılmaz ki canım&#8221; diye tepki vermek işten değildi; hele hele gözaltına alınan kişiler için,</p>
<p>-Toplumda yeri ve mevkiileri belli kimseler bunlar, diye beraat karinesi hazırlamaya çalışmaları çok duygulandırıcıydı; &#8220;Yahu kardeşim, gözaltına alınanlar hamal, bakkal, tüpçü, balici, mendilci, sucu olsa neyse fakat&#8230;&#8221;</p>
<p>Hâsılı ahalinin aklı karmakarışık hâle gelmişken ikindiye yakın saatlerde Sayın Baykal grup toplantısında kameraların karşısına çıkarak meselenin gerçek mahiyetine dair önemli ipuçları sergiledi.</p>
<p>Hayret! Durgundu, fena halde keyifsizdi ve nâçiz kanaatime göre siyasi kariyerinin en tutuk, en kötü konuşmasını yaptı. Dava hakkındaki yayın ve yorum yasağı sürmesine rağmen hükümeti, daha iktidara gelmeden önce Ergenekon çetesi senaryosunu hazırlamakla itham ederken cümle kurmakta zorluk çekiyordu. Epeyce hazırlıksız ve alenî bir pürtelâş psikolojisiyle yaptığı konuşmanın en ilgi çekici kısmı, Nazilerin iktidar sürecine yollamada bulunduğu, &#8220;Önce papazları tutukladılar, ardından sosyal demokratları, sonra Sosyalistleri ve nihayet sıra bize geldi&#8221; sözleriydi.</p>
<p>&#8220;Demokratik ülkelerde sabahın erken saatlerinde kapı çalındığında herkes bilir ki sütçü gelmiştir, fakat bugünlerde kapılar çalındığında kimin geleceği belli olmuyor&#8221; yolundaki sözleri ise, konuşmasının en parlak nükteli kısmı sayılabilirdi.</p>
<p>Gözaltılara açıktan karşı çıkamadıysa da &#8220;etraftan dolanmak&#8221; taktiğiyle gelişmelerden hoşnutsuz, tedirgin, hatta endişeli olduğu hemen hissedilebiliyordu.</p>
<p>Liderlerini düşünceli bakışlarla dinleyen parti grubu da neşesizdi; sadece, içinde Atatürk kelimesinin geçtiği bir cümlede liderlerini alkışla desteklemeyi hatırlayabildiler.</p>
<p>İlerleyen saatlerde başka gözaltıların da yapıldığı, şu mâhut iddianamenin hafta sonu mahkemeye intikal ettirileceği haberleri gelmeye başlayınca, konunun hiç de, &#8220;klasik hikâyeler bunlar&#8221; neviinden politik bir kumpas olmadığı yolunda ciddi emâreler hissedilmeye başlandı. Sayın Baykal&#8217;ın deyişiyle &#8220;toplumda saygınlığı ile tanınmış&#8221; kişilerin, tamamen sade suya tirit gerekçelerle gözaltına alınmış olamayacağı kanaati ağırlık kazanıyor gibiydi sanki.</p>
<p>*</p>
<p>Dün yaşananlar, o hep bahsedip durduğumuz yol ayrımına hızla yaklaşıldığı izlenimi veren çok önemli gelişmelerdi. Gelecek kuşağın tarihçileri, Baykal&#8217;ın operasyon tarihi olarak 30 Haziran&#8217;ı 1 Temmuz&#8217;a bağlayan tarihin seçilmesini rejim değişikliği gayretine bağlayan sözlerinin ne kadar talihsiz olduğunu belirtirken, &#8220;Aa, bir de siyaset bilimi doçentiymiş&#8221; diye şaşıracaklardır; eminim.</p>
<p>Dünün tarihi, demokrasilerde herkesin hesap verebildiği bir dönemin başlangıcı olarak tarihteki yerini alırsa demokrasi kazançlı çıkar; Türkiye kazanır ve ümit etmeliyiz ki, bundan sonra sabahın erken saatlerinde kapıları sadece sütçüler çalar!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/tik-tik-kim-oo-sutcuuu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şimdiki Zamanın Rûhu</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/simdiki-zamanin-ruhu/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/simdiki-zamanin-ruhu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 22:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3066</guid>
		<description><![CDATA[-Yurtdışından az önce dönmüş bir seyyah olarak Türkiye&#8217;yi nasıl gördünüz?
-Çok net şekilde dört tane Türkiye fotoğrafı canlanıyor zihnimde: İlki gazetelerin aksettirdiği Türkiye. Bu Türkiye korkularıyla yaşıyor ama yüzleşmeye yanaşmıyor. Gazetecilik bir bakıma dizi filmlerin senaryo yazarlığına dönüşmüş; bir sonraki haftada sürdürülmesi gereken düşmanlıklar, yanlış algılamalar, sempatiler ve çıkar hesapları itina ile sulanarak diri kalması sağlanıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Yurtdışından az önce dönmüş bir seyyah olarak Türkiye&#8217;yi nasıl gördünüz?</p>
<p>-Çok net şekilde dört tane Türkiye fotoğrafı canlanıyor zihnimde: İlki gazetelerin aksettirdiği Türkiye. Bu Türkiye korkularıyla yaşıyor ama yüzleşmeye yanaşmıyor. Gazetecilik bir bakıma dizi filmlerin senaryo yazarlığına dönüşmüş; bir sonraki haftada sürdürülmesi gereken düşmanlıklar, yanlış algılamalar, sempatiler ve çıkar hesapları itina ile sulanarak diri kalması sağlanıyor. Bu kurgunun gerçekle bağlantısı çok zayıf fakat sürdürülmesinde fayda görülüyor. İkincisi resmi ideolojinin ve derin bürokrasinin gördüğü Türkiye resmi; bu resim, ülkeyi yakın tehlikeler karşısında kaskatı kesilmiş gibi gösteriyor. <span id="more-3066"></span>Kurt kuzuyu yiyecek; kuzu, kurda postu kaptırmamak için meşru, gayrımeşru bütün savunma çarelerini kullanmakta kendine hak görüyor. Bunun aslında sınıflararası bir iktidar çatışması olduğu gerçeğini hissettirmemek için meseleye ideolojik bir mahiyet vermeye çalışıyor bürokratlar. Üçüncüsü seçilmişlerin algıladığı Türkiye. Sokaktaki insanlarla devlet arasında köprü olmak görevi, siyasetçi zümresini yıpratmış. Halkın desteğini kazanmışlar fakat bu desteği yönetme iradesine dönüştürmekte acemilikler yaşıyorlar. Zaman zaman lüzumundan fazla cesur, çoğu kere gereğinden fazla pısırık, ittiratsız ve kararsızlar&#8230;</p>
<p>Sonuncusu ise sokakların ve gündelik, sıradan hayatın nabzında akıp giden görüntüler; bu görüntülerde ideolojik bir çatışmanın izine rastlanmıyor. Elektriğe bindirilecek yeni zamlar, güçler ayrılığı ihlâlinden, ne bileyim meselâ laiklikten daha fazla ilgilendiriyor insanları. Gazetelerdeki ve bürokratların vehmindeki uçurumun kenarındaki Türkiye, dolmuş duraklarında, çarşı pazarda yok!</p>
<p>-Yani ne?</p>
<p>-Şu: bunlar geçiş dönemi manzaraları. En mühim mesele, üretilen değerlerin miktarını ve kalitesini artırmak; bu artış sağlanırsa saçma sapan haber ve köşeyazılarıyla halkını terörize eden gazeteci takımıyla birlikte, evhamlı fakat dünyadan habersiz bürokratlar da kaybeden sınıflar haline gelecekler. Seçilmişler de dönüşümden payı alacak mutlaka, onlar da tasfiye olacaklar. Elli sene sonra bu ülkede siyasi partilerin laiklik karşısındaki tutumlarına göre yelpazede sıralandıklarını düşünsene bir? Bugünkü manzara da budur zaten. Tam bir irticâ. Mesela güçler ayrılığı prensibinin pratiğe geçememesi gerici bir tablo; trafik anarşisinin altında ezilmek, imâr planları yaparken rantçılardan dakika başı dayak yemek de gericiliktir. Benim anladığım mânâda gericilik, iki kere ikinin dört ettiğini kabul etmek yerine şapkadan tavşan çıkarmaya kalkışıp gözbağcılığına yatarak zamanın rûhundan kopmaktır. Bu mânâda derin ve sığ kesimleriyle bütün bürokrasiyi, necip Türk matbuatının saçma sapan gazetecilik anlayışını gerici buluyorum. Siyaset kurumumuz da gerici bir yapılanma içindedir ve mutlaka tasfiyeye uğrayacaktır. Yeter ki biraz daha tüylenip, keçeyi sudan çıkarabilelim&#8230;</p>
<p>-Ne demek bu tüylenmek, keçeyi sudan çıkarmak?..</p>
<p>-Kestirmesini az önce söylemiştim: değer üretiminde miktarı ve kaliteyi artırmak; daha çok üretken ve verimli olmak. &#8220;Herkes zengin olsun da gerisi kolay&#8221;dan farklı bir şey söylüyorum. Kitlenin fertlere doğru ayrışması, kendinin farkına varan bireyin, kitleleşmek yerine gönüllü ve akıllı beraberlikler kurmaya başlaması gibi bir şey.</p>
<p>-İdeolojiler çağının sonu?</p>
<p>-Değil! İdeolojiler o kadar faydasız şeyler değildir; biz bu kelimeyi de kirlettik çünkü önemsediğimiz ideolojiler çağın gerisinde kalmış, anakronik, pejmürde, cılkı çıkmış şeyler. Bunları iman haline getirirseniz anlamsızlaşır; nitekim şekil A&#8217;da bunu görüyoruz&#8230;</p>
<p>-Karamsarsınız!</p>
<p>-Bilakis çok iyimserim; Türkiye, sırtındaki gerici yükleri daha fazla taşımaz; buna şimdiki zamanın rûhu müsaade etmez; hani şu sizin muasırlık dediğiniz şey var ya: O!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/simdiki-zamanin-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>COACH!</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/coach/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/coach/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 22:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3064</guid>
		<description><![CDATA[Onları, otomobillerinin ön pencerelerine özel düzenekle tutturulmuş Türk bayraklarıyla caddeden geçerken görenler, Türkiye&#8217;nin Avusturya büyükelçisi veya Viyana başkonsolosu zannedebilirler; öyle değil; &#8216;gurur&#8217; yanlış kelime.
Daha çok sevinç; bir bayram sabahını memleketinde sevdikleriyle karşılayanların gönül ferahlığı, kibir değil neş&#8217;e, azamet değil &#8216;içi ışıl ışıl olmuş bunun yahu&#8217; cümlesinin beden diliyle ifadesi.
Meğer buna ne kadar ihtiyacımız varmış&#8230;

Her sohbette, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onları, otomobillerinin ön pencerelerine özel düzenekle tutturulmuş Türk bayraklarıyla caddeden geçerken görenler, Türkiye&#8217;nin Avusturya büyükelçisi veya Viyana başkonsolosu zannedebilirler; öyle değil; &#8216;gurur&#8217; yanlış kelime.</p>
<p>Daha çok sevinç; bir bayram sabahını memleketinde sevdikleriyle karşılayanların gönül ferahlığı, kibir değil neş&#8217;e, azamet değil &#8216;içi ışıl ışıl olmuş bunun yahu&#8217; cümlesinin beden diliyle ifadesi.</p>
<p>Meğer buna ne kadar ihtiyacımız varmış&#8230;<br />
<span id="more-3064"></span><br />
Her sohbette, &#8216;n&#8217;olacak bu Türkiye&#8217;deki durumlar&#8217; sorusuna asılmış salkım salkım endişe. Avrupa&#8217;da Türk olmak, Türk kalmak, Türkiye&#8217;nin engin ovalarında ferah-fahur masa başı milliyetçiliği yapmaya benzemiyor. Türkiyeli yatırımcı mütedeyyin abilerden kazık yiye yiye bağrı vefasızlık kabristanına dönmüş gurbetçiler yine de Almanlarla maç yaparken Brezilya&#8217;yı değil, Türkiye&#8217;yi tutuyorlar. Bu önemli, çok önemli ve çok değerli bir şey&#8230;</p>
<p>Peşte&#8217;de bir gurbetçiyle Galiçya Cephesi&#8217;nde şehit düşmüş Osmanlı askerlerinin şehitliğini geziyoruz. 7-8 sene evvel buradaki askerî ataşemiz Şehitliği yeniden tanzim ettirmiş. Bir gül bahçesine girercesine girilen bir kabristan! Bizim gurbetçi, &#8216;hay elini öpeyim böyle Türk subayının&#8217; diyor.</p>
<p>Oradakiler neyle uğraşıyorlar ama böylesinin de eli öpülüyor. İvazsız, garezsiz, samimi bir minnet hissi bu. Anlar mısınız; anlayabilir misiniz? Oradakiler&#8217; buradakilerle aynı dili ne zaman konuşur?</p>
<p>Ah bir anlasanız bu gariban Türker&#8217;in yanık bağırlarında kışlayan mehabet duygusunu, imanı ve muhabbeti. Bir anlayabilseniz, zırt-pırt bildiriyle halka ayar vermeye hiç lüzum kalmayacak.</p>
<p>*</p>
<p>Budin&#8217;in zümrüt yeşili tepeleri arasında kaybolmuş gibi duran mütevazi pansiyonda akşamüstü 30 kadar Türk, daracık bahçede plastik sandalyelere yerleşmiş, evin yan duvarına akseden sinevizyon görüntüsünün netleşmesi için akşam karanlığının çökmesini beklemekteyiz. Brezilya&#8217;yı değil, hamdolsun koç gibi top oynayan kendi takımımızı destekliyoruz. Uğur ilk golü atınca delikanlılarla aksakallılar sarmaş dolaş&#8230; Gol yiyince, &#8216;pes etmek yok, atarız; haydi alkış&#8217; sesleri yükseliyor ve habire duvardaki sinevizyon görüntülerini alkışlıyoruz. Dışardan gören kim bilir ne zanneder bu hali?</p>
<p>Devre arasında bahçede akşam namazı düzenine geçiliyor hemen; yere üç beş yaygı, bir imam, bir müezzin; ara yerde gürül gürül cemaat. Dualar Budin semalarına refakatinde nelerle yükseliyor?</p>
<p>Ah&#8230; Orda olacaktınız&#8230;</p>
<p>Şöyle böyle bin küsur Türk&#8217;ün yaşadığı Budapeşte&#8217;de, zaferden sonra çıkıp çocuklar gibi sokak turu atmayı planladık fakat olmadı; sağlık olsun, &#8216;böyle oynayın, elenin; helal olsun&#8217; dedik. Mahzun ama mağrurduk. Tadına doyulmaz bir gurbet akşamıydı. Başındaki &#8216;coach&#8217;un kantara gelmez egosu sinirimize dokunsa da Brezilya&#8217;nın değil Türkiye&#8217;nin Euro 2008&#8242;den elenmesini pekala hazmettik.</p>
<p>&#8216;Orada olmalıydınız&#8217; yanlış; oradaydınız; hep orada, hep beraberdik zaten.</p>
<p>*</p>
<p>Çerden çöpten laftan ipe dizip, bizi elaleme rüsva eden iddia sahipleri belki hâlâ duymamıştır diye buracığa yazayım; Bu gurbetçilerimiz sadece Avrupalıların iş yerlerinde aylıkçılık, büfelerde dönercilikle iktifa etmiyorlar. Türkiye&#8217;de değil, burada da sınıf atlıyorlar. Birisi dedi ki, &#8220;Hamdolsun artık avukatlarımız, doktorlarımız, vekillerimiz, iş adamlarımız da var; gümbür gümbür geliyoruz. Dert çok ama hamdolsun devası var.&#8221;</p>
<p>Bu işin devası eğitim. Bu gurbetçiler artık eğitim sektörünün de, &#8220;çağdaş&#8221; eğitimciliğin de püf noktasını ele geçirmişler. Çatır çatır okul açıyor, görenin &#8216;talebe olsam, bir daha okusam&#8217; diye iç geçirdiği pırıl pırıl sınıflarda yüz ağartıcı işler yapıyorlar.</p>
<p>Yurtdışında faaliyet gösteren her &#8220;Türk okulu&#8221;nu gezdiğimde, -ayıp değil ya- Hırvatistan&#8217;a gol atmışız gibi yüreğim kabarıyor.</p>
<p>*</p>
<p>Bu işin &#8220;coach&#8221;una teşekkür etmeseniz de olur; dahleylemeyunuz kâfidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/coach/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Biliç&#8217;in bilmediği</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/bilicin-bilmedigi/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/bilicin-bilmedigi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 22:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3060</guid>
		<description><![CDATA[Hırvat teknik direktör Slaven Biliç, vaziyeti tek cümlede özetlemiş, &#8220;Günlerce çalıştım Türkleri çözemedim.&#8221; diyor.
Meşhur fıkrayı hatırladım hemen: Akıl hastanesinde hastalar sıraya dizilip, her gün muntazaman bahçe duvarındaki bir delik önünde sıraya girerek bakıp duruyorlar. Yeni gelen doktorlardan biri merak edip sıraya giriyor. Hayli zaman sonra sırası gelince bakıyor ki, aa; hiçbir şey yok; karanlık bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hırvat teknik direktör Slaven Biliç, vaziyeti tek cümlede özetlemiş, &#8220;Günlerce çalıştım Türkleri çözemedim.&#8221; diyor.</p>
<p>Meşhur fıkrayı hatırladım hemen: Akıl hastanesinde hastalar sıraya dizilip, her gün muntazaman bahçe duvarındaki bir delik önünde sıraya girerek bakıp duruyorlar. Yeni gelen doktorlardan biri merak edip sıraya giriyor. Hayli zaman sonra sırası gelince bakıyor ki, aa; hiçbir şey yok; karanlık bir delik- En yakınındakine diyor ki: &#8220;Ben bir şey göremedim; niçin siz her gün saatlerce bu deliğe göz uydurup bakıyorsunuz ve ne görüyorsunuz Allah aşkına?&#8221;<br />
<span id="more-3060"></span><br />
Hasta, acemi doktoru tersliyor: &#8220;Biz kırk yıldır baktığımız halde bir şey göremiyoruz be doktor!&#8221;</p>
<p>Hürriyet gazetesine teşekkür ederim: Dün yayınladıkları &#8220;sandalda namaz&#8221; haberi Orta Avrupa&#8217;nın bunaltıcı sıcağında üzerimde resmen limonlu soda tesiri yaptı. Haber şu: Vatandaşın biri denizin ortasında sandalda namaz kılmış. Yerim müsait olsa asırlar üzerinden sırıkla atlayarak uzayın derinliklerinde zıp zıp zıplayan bu müthiş haberin tam metnini verir, etrafına da çiçekli kenar süsleri koyardım!</p>
<p>Hatırlayacaksınız; bir süre önce &#8216;okul çatısında namaz&#8217; haberi de yapmışlardı bu külyutmaz zehir hafiyeler&#8230;</p>
<p>Şimdi Slovan Biliç&#8217;in ne demek istediğini daha iyi anlayabiliriz; çünkü sandalda namazı haber yapmak, &#8220;koşarken terledi&#8221; cinsinden bir incili çavuş meselini andırıyor ki, bir değil bir milyon Biliç gelse, Hürriyet refikimizin (bu lafın da cılkı çıktı artık Refika&#8217;anım huuu!) nasıl sağ gösterip sol çaktığını anlaması mümkün olabilemez.</p>
<p>Demek iki kaset seyretmekle Türkiye&#8217;yi çözebileceğini zannettin ha Biliç kardeşim? Acıdım sana&#8230; vah vah&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Bir evvelki (sabık desem yanlış anlarlar; neme lazım?)Reisicumhurumuz Ahmet Necdet Bey&#8217;in, Cumhuriyet Kazatası&#8217;na yeni okuyucular kazandırmak için erbab-ı gayreti himmete davet etmesi de Biliç kardeşimizin sittin sene geçse çözemeyeceği vakalardandır. Zihni bu derece kaotik çalışan-daha doğrusu ne zaman çalışacağı veya arıza yapacağı önceden kestirilemeyen insanların milli takımıyla top oynamak. Pilav tenceresiyle e-mektup göndermeye kalkışmak kadar öngörülemez ve sinir bozucu bir eylem teşkil edebilir. Bu gayretşinaslığın gerçek kodlarını sıradan bin Türk &#8220;şaak&#8221; diye çözmekte tereddüt göstermeyecektir ama sıradan bir Avrupalı, eski bir devlet başkanının niçin sıradan bir gazetenin tiraj meselesini dert edindiğini anlayana kadar biz maçı çoktan koparmış oluruz.</p>
<p>Biliç&#8217;in bilemediği budur işte!</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Orta Avrupa dolaylarından Türkiye gündemini takip etmek, üstelik hareket halinde iken hiç de kolay olmuyor. Bu yüzden yazımı yine kaotik göndermeleri bulunan bir fıkrayla tamamlamak istiyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kemalist vaizlerimizden biri ahirete intikal edince sorgu sual melekleri, arkadaşı istihkaka çekmişler.</p>
<p>-Dinukum?</p>
<p>-Kardeşim yazdık biz o kitabı, okumadınız mı uuff?</p>
<p>-Rabbikum?</p>
<p>-Allah Allah: Kardeşim felan kitapta yazmışımdır ben onu: Gelmeyin lütfen bana böyle şeylerle&#8230;</p>
<p>Her sual böyle ters cevaplara konu olunca meleklerin bu ukala vaize kafası bozuluyor. Sevgili &#8216;hoca&#8217;nın yakasını toplayıp iyice silkeledikten sonra diyorlar ki,</p>
<p>-Tantana yapma be: Bizim senin yazdığın kitaplardan haberimiz var; peki senin bizim buradaki kitaplardan haberin var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/bilicin-bilmedigi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki fotoğrafın düşündürdüğü</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/iki-fotografin-dusundurdugu/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/iki-fotografin-dusundurdugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 22:05:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3062</guid>
		<description><![CDATA[Bir ay kadar önce, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın telefonunu açık bırakması üzerine kopan o küçük fırtınanın en heyheyli günlerinde İstanbul’da, gazeteye yakın bir yerde Aksiyon ve Zaman’dan genç gazeteci arkadaşlarla birlikte oturup sohbet ediyorduk. Sözün dönüp dolaşacağı yer belliydi: Açık bırakılan telefon! Hepsi de genç yaşlarına rağmen meslekte hayli tecrübeli gazeteciler olduğu için merak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ay kadar önce, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın telefonunu açık bırakması üzerine kopan o küçük fırtınanın en heyheyli günlerinde İstanbul’da, gazeteye yakın bir yerde Aksiyon ve Zaman’dan genç gazeteci arkadaşlarla birlikte oturup sohbet ediyorduk. Sözün dönüp dolaşacağı yer belliydi: Açık bırakılan telefon! Hepsi de genç yaşlarına rağmen meslekte hayli tecrübeli gazeteciler olduğu için merak edip sordum, -Sizin de başınıza böyle bir şey geldi mi; yani, telefonla haber almaya çalıştığınız kişinin, mülakat bittikten sonra telefonu dalgınlıkla açık bıraktığı oldu mu?</p>
<p>Söz bu minval üzere sürüp giderken, aklıma bir başka soru geldi, “Peki” dedim, “Önder Sav’a telefon açan o gazeteci siz olsaydınız ve iki kişi arasında bir kapalı odada geçen konuşmayı siz dinleyip kaydetseydiniz ne yapardınız?”<br />
<span id="more-3062"></span><br />
Herkes bir an birbirine baktı, sonra gülümsemeye başladılar.</p>
<p>-Hiçbir şey yapamazdık, çünkü haber yapsak da bizimkiler bunu yayınlamazdı!</p>
<p>“Bizimkiler” diye imâ ettikleri, Zaman ve Aksiyon’un haber editörleri, haberden ve yayından sorumlu kişiler.</p>
<p>“Niçin” diye sormadım, çünkü bu cevabı vereceklerini biliyordum. Niçini mâlum, ortada haber niteliği taşıyan bir olay var fakat haberin elde ediliş biçimi problemli. Ünvanları ne olursa olsun, iki kişi, başkalarının duymadığını varsayarak kendi aralarında sohbet ediyorlar ve bu esnada telefonun açık bırakılmış olması, orada konuşulanların haber hâline gelmesini meşrû kılmıyor.</p>
<p>Açık söylemek lâzımsa bu cevap hoşuma gitti; hatta gururlandım.</p>
<p>-Peki, son soru: O telefonu açan kişi siz olsaydınız, meşru olmadığını, yanlışlık eseri olduğunu bildiğiniz hâlde, konuşmayı yine de dinler miydiniz?</p>
<p>Masada kısa bir tereddüd yaşandı,</p>
<p>-Haber yapmazdık ama dinlerdik elbette; böyle bir olayı dünyada hiçbir gazeteci kaçırmak istemez.</p>
<p>Haberci refleksi. Dürüst bir cevap.</p>
<p>***</p>
<p>Geçen hafta internette birbirine bağlı üç tane fotoğraf dolaştı durdu. İlk gördüğümde, o mâlum tabirle âdeta gözlerime inanamadım ve hemen anladığım kadarıyla fotoğraflarda Photoshop efektleri yoluyla suiistimal yapılıp yapılmadığını anlamaya çalıştım.</p>
<p>Hayır, fotoğraf sahici görünüyordu. Üç fotoğraf arasında büyük bir tutarlılık vardı ve fotoğraftaki kişinin, çok ünlü bir üniformalı bürokrat olma ihtimali kuvvetliydi.</p>
<p>O kişi, Süleyman Mâbedi’nin eski duvarları önünde, saygılı bir yüz ve vücut ifadesiyle durmakta, belki dua etmekteydi.</p>
<p>Fotoğrafı sağa sola dağıtan kişiler, görenlerin, “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu; laikçiliği ile tanınmış bir komutanın dünyaca meşhur bir ibadet yerinde, üstelik Musevi inancının sembolü olmuş bir mâbedde ne işi var; yoksa kendisi bizzat o dine mi mensup?” diye düşünmelerini amaçladığını sanıyorum. Böylece muhtemelen Ağustos ayında yapılacak terfi ve atamalar üzerinde etkili olmaya çalıştıkları muhakkak.</p>
<p>***</p>
<p>Zaman ve Aksiyon bu fotoğrafları kullanmadılar; üstelik daha güzel bir şey oldu: Basın’da pek azı hariç bu fotoğraflara ve dedikoduya itibar eden olmadı. Bu tutarlılık jesti, Türk basın tarihi için önemli bir sayfadır. Altını çiziyorum.</p>
<p>***</p>
<p>O fotoğraflardan bir hafta önce D Grubu gazetelerinde bir başka fotoğraf, tepe tepe ve tekrar be tekrar kullanıldı. Bu fotoğrafta Adana’da bir lise binasının teras katında namaz kılan sekiz on tane öğrenci görülmekteydi.</p>
<p>Bu fotoğraflar, yayıncı gazete tarafından en çirkin, en fahiş tarzda yorumlandırıldı ve okulun yöneticileri, öğrenciler arslanın ağzına atıldı: Nasıl olurdu, laik bir ülkede öğrenciler, bir kamu kurumunun terasında saf bağlayıp öğle namazı kılabilirlerdi? Buna kim göz yumuyordu? Sorumlular açıklanmalı ve sürüm sürüm süründürülmeliydi!</p>
<p>***</p>
<p>Okulun terasında namaz kılan çocuklar birer insandır ve sırf insan oldukları için din ve vicdan hürriyetlerini kullanmaya hak kazanmışlardır. Bunun için kınanamaz, afişe edilemez, aç arslanların önüne atılamazlar. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yoktur.</p>
<p>O üniformalı bürokrat da -bilmiyorum ama, velev ki hakikaten Musevi olsun- aynı hakkın sahibidir. Bizim anayasamız, kimsenin dinî ve vicdani kanaatlerinden ötürü ayrıksanamayacağını söyler (M. 24). Laiklik ise, lisenin damında namaz kılan çocuklarla, rütbeli yüksek bürokrata devletin aynı nazarla, aynı uzaklıktan bakmasını öngörür. Bu bakış, “orada ne filimler çeviriyorsun bakalım?” bakışı değildir, “sana ilişen var mı; sen kimseye ilişiyor musun?” yollu bir bakıştır. Biçimlendirici ve tek tipleştirici katı laiklik anlayışını değil, temel hakların rahatça kullanılabilmesini derd edinen bir bakış.</p>
<p>***</p>
<p>Bu ülkenin anayasası icabınca kimsenin kimseye, “hangi inancı taşıyorsun; hangi etnisiteye mensupsun; kimliğini, aidiyetini ve inancını niçin gizliyorsun veya niçin açıklıyorsun” diyebilme hakkı yoktur. Dileyen izhâr eder, isteyen saklı tutar. Laiklik bu hakkı da garanti eder.</p>
<p>Veya etmelidir&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Devletin çatısında gayri resmî şekilde örgütlenip bir dayanışma grubu oluşturarak, Türkiye’yi 19. Yüzyıldan kalma otarşik, tutucu ve antidemokratik bir geleceğe zorlayan zümre, en az bizim kadar sevdiklerinden şüphe duymadığımız ülkeye bir iyilik etmeli ve zihinlerini her mânâda “muasırlık” fikrine, hürriyetçiliğe ve demokratikleşmeye açmalıdırlar.</p>
<p>Tarih ve sosyoloji bu zihniyeti tasfiye ediyor çünkü. Tasfiyeye uğramaya mecbur ve mahkûmlar; onlara düşen insaniyet ve muasırlığın icablarına boyun eğmeleridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/iki-fotografin-dusundurdugu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkçüler için yol ayrımı</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/ataturkculer-icin-yol-ayrimi/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/ataturkculer-icin-yol-ayrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 22:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3058</guid>
		<description><![CDATA[Yol ayrımına geldik; nereye gideceğiz? Yol ayrımından kastım, kendi zehaplarına göre bir Atatürkçülük fikriyatını savunan çevrelerin karşılaştığı açmazdır:
Ya muasır medeniyet seviyesinin icaplarına itaatle hürriyeti ve demokrasiyi temel değerler haline getiren Batı modeli bir siyasi düzeni tercih edip Türkiye&#8217;yi rahatlatacaklar veya Atatürkçülüğü, 30&#8242;lu yılların Tek Partili hayatına uygun otarşik bir tahditler rejimi şekline sokup iktidarlarını bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yol ayrımına geldik; nereye gideceğiz? Yol ayrımından kastım, kendi zehaplarına göre bir Atatürkçülük fikriyatını savunan çevrelerin karşılaştığı açmazdır:</p>
<p>Ya muasır medeniyet seviyesinin icaplarına itaatle hürriyeti ve demokrasiyi temel değerler haline getiren Batı modeli bir siyasi düzeni tercih edip Türkiye&#8217;yi rahatlatacaklar veya Atatürkçülüğü, 30&#8242;lu yılların Tek Partili hayatına uygun otarşik bir tahditler rejimi şekline sokup iktidarlarını bir süreliğine olsun devam ettirmenin çaresine bakacaklar.<br />
<span id="more-3058"></span><br />
Açmazları şurada: Atatürk, yüzü Batı&#8217;ya dönük, muasır dünya ile aynı zaman dilimini ve medeni standartları paylaşan bir ülkenin hayalini kurmuştu. Bu idealin, şimdiki zamana tercümesi ise, elifi elifine Avrupa Birliği projesine iltihaktır. Atatürkçülükten ekmek yiyen çevreler ise Avrupa Birliği&#8217;ne muhalefet ediyorlar. Türkiye&#8217;nin kendine mahsus özel şartlar taşıyan ve dolayısıyla çağdaş dünya ile aynı standartları paylaştığında yoldan çıkıp darmadağın olacak, hatta parçalanacak evsafta &#8220;gevrek&#8221; bir ülke olduğunu ileri sürüyorlar. Atatürkçü olmak faraziyesiyle &#8220;Batıcı&#8221; iken aynı zamanda Batı&#8217;ya karşı olmak, Batı&#8217;nın Türkiye&#8217;yi bir zaaf anında apansız bastırarak dilim dilim yutacağını savunup belirsiz bir süre için aydın despotların kontrolünde tutulması gerektiğini savunmak tam bir saçmalık!</p>
<p>Bugünün Atatürkçüleri, varlıklarını ve fikirlerini meşrûlaştırmak için çok vahim bir yakın tehlikenin mevcudiyetini ispatlamak zorunda hissediyorlar kendilerini; bir &#8220;mücbir sebep&#8221; ihtiyacı içindeler; bu mücbir sebep, II. Meşrutiyet&#8217;ten beri değişmedi: İrticâ ve bölücülük. Cumhuriyetin antitezi gericilik ise, gericiliğin yakın, eli kulağında bir tehlike olduğunun hep gündemde ve sıcak tutulması lâzım.</p>
<p>Bu memlekette elbette bir miktar gerici vardır, 70 milyonluk bir memlekette böyle yeşillikler hiçbir zaman eksik olmaz. Mesele şurada; gericilerin sayısı ile darbe heveslileri kantara vurulsa hangi zümre galebe eder? Daha doğrusu hangi tehdidi yakın ve ciddi bir risk olarak kabul etmemiz gerekiyor? Bu soruya samimi cevap veremiyorlar ve konuyu çarpıtıp laiklik aleyhtarlığının &#8220;odak&#8221; derecesinde kesafet kazandığını ileri sürerek &#8220;vesayet&#8221; haklarına ilişilmemesini istiyorlar.</p>
<p>Diyelim ki irtica hakikaten vahim boyutlarda; &#8220;odak&#8221; olmayı da geçmiş, bugünden yarına Türkiye&#8217;de &#8220;laik hayat tarzı&#8221;nı ortadan kaldıracak derecede azmanlaşmıştır. O zaman sual şudur: Bu nasıl bir vesayet rejimidir ki, irticâ azalması gerekirken mütemadiyen artmaktadır? Cumhuriyet niçin sivrisinek gibi gerici üreten bir &#8220;fauna&#8221;dır? Niçin ilerici, aydın yürekli, çağdaş ve laik güçler hep cumhuriyeti korumak ve kollamak için savunma pozisyonunda beklemek zorundadır? Cumhuriyet&#8217;in aydınlatıcı maarif hamleleri başarıya ulaşmamış mıdır yoksa?</p>
<p>Veya soruyu şöyle değiştirebiliriz: Köy enstitüleri vaktiyle CHP tarafından kapatılmamış olsaydı, bugün irticâi güçler hâlâ tek başlarına seçim kazanacak kertede azmanlaşıyor olabilirler miydi?</p>
<p>İşte yol ayrımı bu; Atatürk&#8217;ün çizdiği perspektife göre yüzümüzü Batı&#8217;ya çevirirsek bugünün örtülü muktediri derin bürokratların saltanatı sona erecek ve yerine -gariptir- 6 ok içinde hiç zikredilmemiş, modern demokratik değerler alacaktır. İkinci ihtimâl, askerî-bürokratik vesayet düzeninin işte bugünlerde olduğu gibi düşe kalka devamının çaresine bakmaktır ki, yapılan da esasen budur; bu uğurda icabında darbeyi bile göze alarak gerginlik üzerinden iktidar mücadelesi vermek. Bu yolun ucu yok; Türkiye&#8217;ye hayrı da yok.</p>
<p>Atatürkçü geçinenlerin -eğer samimi iseler- Atatürk&#8217;ü iyi anlamaktan başka çıkar yolları kalmadı: Atatürkçüler, lütfen biraz Atatürkçü olunuz ve Türkiye&#8217;nin ayağına bağ olmaktan vazgeçiniz!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/ataturkculer-icin-yol-ayrimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tip</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/tip/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/tip/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2008 22:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3056</guid>
		<description><![CDATA[-Ee, nasılsınız bakalım. Asma hemşehrim öyle yüzünü, merhaba, boşver; geçer nasılsa. Ben Hamdi, tanıştığımıza memnun oldum. Yolculuk nereye? Kusura bakma, nereye olduğu belli değil mi aslında? Hayır, şu sebepten soruyorum, bazen tam mevzuyu sardırıyorsun, ahbab oluyorsun, böyle bir muhabbet oluyor, aa, adam yarım saat sonra iniyor otobüsten.

Benim otobüs firmam olacak, almam böylelerini. Kardeşim bu araba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Ee, nasılsınız bakalım. Asma hemşehrim öyle yüzünü, merhaba, boşver; geçer nasılsa. Ben Hamdi, tanıştığımıza memnun oldum. Yolculuk nereye? Kusura bakma, nereye olduğu belli değil mi aslında? Hayır, şu sebepten soruyorum, bazen tam mevzuyu sardırıyorsun, ahbab oluyorsun, böyle bir muhabbet oluyor, aa, adam yarım saat sonra iniyor otobüsten.<br />
<span id="more-3056"></span><br />
Benim otobüs firmam olacak, almam böylelerini. Kardeşim bu araba 8 saatlik yola gidiyor, sen yarım saatlik yere bilet kestiriyorsun. Daha Bismillah demeden, küt iniveriyor adam. Otobüs oluyor köy minibüsü, posta treni. Sen hiç posta treninde seyahat ettin mi hemşehrim? Ben ettim. Bizim köyün istasyonunda her tren durmazdı, sadece posta treni durur, günde iki defa. Mübarek te’hir yapmadan geleceği tutarsa bizim istasyondaki personel telâşlanırdı, “aman bu vaktinde gelmezdi ama hangi terslik oldu ki erken seğirtip geldi” diye birbirleriyle dalga geçerler filan. Ha, tren diyordum. Abi binersin bu trene. Yalan söylüyorsam nâmerdim, bunlar yazın ortasında nerede iki kavak, su kıyısına yayılmış iki manda görseler durur, selam verir öyle geçerler. Posta treni lâfı ordan kalmıştır böyle. Bir gün yine bindik posta trenine, yanımda kocaman bir denk var, iki de turşu bidonu; içinde mercan gibi pezik turşusu. Rahmetli anacığım müthiş turşu kurardı. İstanbullarda filan meşhur olduydu. Niye, çünkü her sene köyden İstanbul’a pezik turşusu gönderir hısım akrabaya; oradan komşularına filan. Neyse kondüktör geldi, ilaveten para istiyor. Yav ne parası hemşerim, kendime üçüncü mevki bilet almışım, kaçak yolcu değilim; haa, eskiden üçüncü sınıf vardı, şimdi kalktı. Sen hiç üçüncü sınıf vagonda seyahat ettin mi? Etmedin tabii, yaşın tutmaz çünkü. Şimdi bunların oturma yerleri tahtadandır tamam mı; yarım saat oturursun, altın ağrır. Sert dümdüz. Ucuzdur, öyle sallana sallana gidersin. Öteki vagonlara geçeyim dersen bırakmazlar, niçin; sınıf farkı! Demirel sağolsun, herkes birinci sınıf vatandaş olacak filan dedikten sonra üçüncüyü kaldırdılar galiba; İkinci de kalktı değil mi? Pullman mı ne diyorlar. Neyse efendim, yav bu arada isminizi sormayı ihmal ettim, kusura bakmayın. Neydi adın hemşerim?</p>
<p>-&#8230;.</p>
<p>-Aloo, hemen uyumaya başladın sen de birader. Ooo, bu yol uyumakla geçmez ki. Benim bir arkadaşım vardı Fahrettin diye. Trende uyumuş, Kayseri’de inecek iken Eskişehir’e kadar gitmiş bu. Horul horul. Yav, biz iki dengi bedava götüremiyoruz, bizim Fahrettin Eskişehir’e kadar bedavadan gitmiş. İnsan uyanmaz mı, etrafına bakmaz mı? Tamam, sen uyuklamaya devam et, belki yoruldun akşama kadar, mavin hemşerim bana şu sarı kazozdan getirir misin, içim yandı be. Biliyon mu, bu kırmızı kazozlar çok zararlıymış, zürriyeti kesiyor filan diyorlar. Onun için sarıya başladım ben. Aslında biliyon mu, bunların hepsi zarar kardeşim. Eve sokmayacaksın. Nerede bizim çalkamalar, limonatalar; rahmetli anneannem tasın içine bir kaşık pekmez koyar, basar suyu, bir güzel karıştırır, içine de bir kuru emek ufalardı; çalardık kaşığı. Kaşık dediysem öyle şimdiki olduğu gibi herkese bir kaşık düşmeez. Sırayla. O da tahta kaşık ha, şimşirden. Sonra o turşuların suyu. Güzel kardeşim, bir tarih, delikanlıyım, bağrım yanmış, mevsim yaz. Turşu küpünden bir kepçe turşu suyu çıkardım, bir yudumda gitti. Bir daha, bir daha derken inancın olsun neredeyse yarım teneke turşu suyu içmişim. Öyle lezzetli olurdu meret. Şimdi turşu suyu satan var mı? Eskiden varmış İstanbul’da, Beyoğlu’nda. Şimdi varsa kola, yoksa kola. Kaptan beey, kaptan beeey, Ferdi’nin kaseti var mı? Varsa şeydelim biraz, severim Ferdi abimizi, sen de sever misin? Yoksa Müslümcü müsün? Bak ben Müslüm Abi’yi pek tutmam, hele son zamanlara işi caza bozdu. Yav kardeşim bu entellerle kim iş tutsa huyu ahlâkı değişiyor. Al meselâ Neşet Ertaş. Yav biliyon mu rahmetli Zeki Müren bunu çok tutarmış, kazinoda çıkarttırır sahneye bir şişi viski açar, dibine kadar içer, bitirdikten sonra şişeyi kırıp, “türkü böyle söylenir ulan” diye bir güzel ağlarmış. Büyük adam tabii. Neyse efendim, şimdi bizim Neşet abi türkü söylüyorum diye caz yapmaya başladı. Uzatıyooor, kısaltıyoor, böyle garip bişeyler yapıyor. Yav Neşet abi, bırak bu caz-maz ayaklarını, eskiden olduğu gibi çal çığır, kafamızı bulalım. Yav hemşerim uyumuyon değil mi? Mavin kardeş, bi de su alayım be. Öğleye pastırmalı pide yedimdi, yakmış içimi, kurbanın olurum senin. Vaaay Kenan abi, yav iki saattir arka sırada oturuyorsun bir tanışlık vermiyorsun be. İnsan bir merhaba der. Nasılsın, iyi misin, yengem nasıl? Safra kesesini aldırdı değil mi, oh oh; Allah şifa versin. Şimdi tıp gelişti tabi Kenan abi, öyle eskisi gibi ameliyat da etmiyorlar, iki boru sokuyorlar karından, şaak diye alıyorlar. Sağol mavin kardeş, Kenan abime de sor, Kenan abi bişey içer misin? Kırmızı var, sarı var, su var. Kahve de var mı kahve? Niye yok; demin kaptana götürüyordun ama. İlk molayı nerede veriyorsun, haa&#8230; Aslında kaptana söylesen, beş yüz metre ötesinde bir kamyoncu durağı vardı, orada eğleşseydi. Abi bir kurufasulya yapar orda Bekir diye biri var. İnanamazsın. Askerden izine çıkıyorum, kaç sene olmuş bakayım, yirmi, yirmi iki&#8230; Bir oturuşta insan altı porsiyon kuruyu götürür mü arkadaş? Yanına rahat bir kilo kuru soğan yemişim. Tabiatıyla sonradan biraz rahatsız olduk ama değdi vallahi. Kenan abi, yanındaki arkadaşı gözüm ısırıyor ama, Tuhafiyeci Şevket’in üst yanındaki Nalbur Nuri’nin orada çalıştın mı hemşerim? Allah Allah; insanlar çift yaratılmış derler ya, hık demiş burnundan düşmüş sanki. Kusura bakma hemşerim, yol uzun. Neyse, nerde eski nalburlar. Yav mavin kardeş, demin kaptana insanca bir şey söyledik, herif aldırış bile etmedi. Bizim Mehmet abi bu şirketin ortaklarından değil miydi, yabancı değiliz kardeşim, bu araba bizim sayılır. Neticede çengi getirin oynatın demedik yani, varsa insaniyet namına bir Ferdi kaseti istedik. Yoksa, yok dersiniz anlarız. Ha, bak Ferdi abi enteresan adam. Adam arabeskçi gitar bile çalıyor fakat Necla yengeye ayıp etti. Bunca zamannın Necla yengesi, efendim? Niye biraz susacakmışım kardeşim, dinlenmek istiyorsan otele gider vurur kafayı yatarsın. Burası otobüs. Yorgan yastık da getirsinler mi?.. Oo, abime bak. Neyse ne diyordum, kondüktör geldi, ille de ekstradan bilet kesecek. Aslında numarayı çakıyorum. Elli kuruş daha versem cebe indirip görmezden gelecek fakat rüşveti alanın da verenin de. Sahi nedir bu tapucuların meselesi yav. Bi tarihte babaannemin veraset ilâmını çıkarttırıyoruz&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/tip/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye, &#8220;askerî bir cumhuriyet&#8221; midir?</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/turkiye-askeri-bir-cumhuriyet-midir/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/turkiye-askeri-bir-cumhuriyet-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2008 22:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3054</guid>
		<description><![CDATA[Bir süreden beri internet cemaati arasında, &#8220;Hindi Cumhuriyeti istemiyoruz&#8221; kampanyası aldı yürüdü; diyorlar ki, &#8220;devletin adı Turkey değildir, Türkiye&#8217;dir; binaenaleyh biz Hindi Cumhuriyeti değiliz&#8221; diye posta kutularını şişirip duruyorlar.
E-mektup bedava, klavye başında vatanperverliğin tadına da doyum olmuyor. Eh, haklılar biz hindi cumhuriyeti değiliz, muz (Republic of Banana) cumhuriyeti de değiliz, e, peki ne cumhuriyetiyiz?
Demokratik bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süreden beri internet cemaati arasında, &#8220;Hindi Cumhuriyeti istemiyoruz&#8221; kampanyası aldı yürüdü; diyorlar ki, &#8220;devletin adı Turkey değildir, Türkiye&#8217;dir; binaenaleyh biz Hindi Cumhuriyeti değiliz&#8221; diye posta kutularını şişirip duruyorlar.</p>
<p>E-mektup bedava, klavye başında vatanperverliğin tadına da doyum olmuyor. Eh, haklılar biz hindi cumhuriyeti değiliz, muz (Republic of Banana) cumhuriyeti de değiliz, e, peki ne cumhuriyetiyiz?</p>
<p>Demokratik bir cumhuriyet miyiz meselâ?<br />
<span id="more-3054"></span><br />
Taraf gazetesinin dünkü haberine bakarsanız, vaziyetimiz hayli karışık görünüyor; bu haber bana balıkçıların denizin içini görmek için çinko kovaların dibini çıkarıp yerine cam takarak yaptıkları âleti hatırlattı: Kovayı yarıya kadar suya batırınca ışık yansımalarının görünmez hale getirdiği yüzeyin altını hayli net şekilde gösteriyor.</p>
<p>Devletin derinliklerinde neler olduğunu yüzeye akseden işaretlerden az buçuk kestirebiliyorduk; bu haberle devletin derûnunu gördük. Haberin başlığı şöyleydi: &#8220;Genelkurmay&#8217;ın Türkiye&#8217;yi biçimlendirme planı: Yargıçlar ordu çizgisine çekilecek, Gazeteciler kullanılacak, TSK muhalifleri yıpratılacak, Kanaat önderleri yönlendirilecek, DTP muhatap kabul edilmeyecek, Kürt bölgesi silahla rahatsız edilecek&#8221; vb&#8230;</p>
<p>Diyelim ki haber &#8220;montaj&#8221;, tamamen uydurma, fabrikasyon mamûlü. Mümkündür, olabilir fakat bir Allah&#8217;ın kulu çıkıp, &#8220;Hayır, Türkiye&#8217;de böyle bir şey olamaz, çünkü haberde ileri sürülenlerle olup-biten şeyler arasında hiç bağıntı yoktur&#8221; diyebilir mi?</p>
<p>Diyemez! Haber uydurma olabilir ama işaretleri sahihtir, çünkü biz nice zamandır bu alâmetlerin içinde yaşıyoruz: Yüksek yargı üyelerinin Genelkurmay&#8217;a davet edilerek &#8220;brife edildikleri&#8221; ve bundan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlık nâmına hiç de alınmış görünmediklerini yaşayalı on sene bile olmadı. Kendilerinin &#8220;dinci&#8221; olmadıklarını ileri süren bir kısım matbuatın, zaman zaman haber bültenlerini &#8220;Silahlı Kuvvetler Saati&#8221;ne dönüştürdükleri sır değil, âşikâr, rektörler ve üniversite camiasının hâl-i pür melâli derseniz, &#8220;mâlumu ilân&#8221; derecesinde mevsuk, sıradan ve sıkıcı bir gerçek.</p>
<p>&#8220;Askerî vesâyet rejimi&#8221; deyip durduğumuz şeyin iç organlarını teşrih ediyor bu haber; mâlumun ilânı. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin son kararını duyunca bazı üst komutanların sarf ettiği tâbir bu; mâlumun ilânı. Bakalım şimdi yüksek yargıçlar yine alelacele bir araya gelip bir kınama bildirisi kaleme alacaklar mı? YÖK&#8217;ün rektörleri, &#8220;katiyyen olabilemez; biz işimize kimseyi müdahale ettirmeyiz&#8221; diye acıklı duyurular yapacaklar mı? Bakalım Genelkurmay, &#8220;külliyen iftiradır, biz anayasanın tarif ettiği demokratik cumhuriyet fikrine saygılıyız&#8221; mı diyecekler, yoksa hep yaptıkları gibi, &#8220;kim sızdırdı bu haberi&#8221; diye içe dönük yeni araştırmalar mı başlatacaklar?</p>
<p>Bu haberin itham mevkiine mıhladığı kurumlardan gürül gürül yalanlama bekliyorum; tekzip, tepki, protesto, her neyse! Bazı sivil toplum örgütlerinin ışıkları söndürüp açmalarını, laikliğe duyarlı ev hanımlarının tencere tava ile protesto gösterisi yapmalarını ve demokrasiye sahip çıkmalarını bekliyorum.</p>
<p>Hindiye benzetilmekten gocunan arkadaşlardan da benzer tepkiler beklerim, &#8220;Askerî vesayet rejimi istemiyoruz, tam bağımsız ve tarafsız yargı istiyoruz, devlet kesesinden arpalanan STK&#8217;lar istemiyoruz, Ordu-gençlik el ele toplantılarına katılarak darbe destekçiliğine soyunan bilim adamı istemiyoruz, bilakis Atatürk&#8217;ün dediği gibi hâkimiyet-i milliyenin tesisini istiyoruz&#8221; yollu yeni e-mektup kampanyaları açacaklar mı bakalım?</p>
<p>Veya soruyu şöyle tertib edelim:</p>
<p>Türkiye acaba Anayasa&#8217;da yazdığı üzre demokratik bir cumhuriyet midir, yoksa öyle yazıyor olsa da fiilen &#8220;askerî bir cumhuriyet&#8221; midir?</p>
<p>Cevap belli, denizin dibi artık görünür hale geldi çünkü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/turkiye-askeri-bir-cumhuriyet-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>El mukadder&#8230;</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/el-mukadder/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/el-mukadder/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 22:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3052</guid>
		<description><![CDATA[- Efendim, sayın Başbakan bir tren benzetmesi yaptı; siz bir yazar olarak bu trenin neresindesiniz?- A, bak bu iyi soru. Şöyle söyleyim: İçinde değiliz, perondayız. Yazar kısmına böyle trenlere binmek iyi gelmez. Frikik atışlarında hakem nerde duruyorsa, biz de oradayız işte.
- Trenden inmeye kalkışanlar var diye duyuyoruz?
- Mümkündür, tren şefinin meselesidir onlar. İlerdeki köprünün üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Efendim, sayın Başbakan bir tren benzetmesi yaptı; siz bir yazar olarak bu trenin neresindesiniz?- A, bak bu iyi soru. Şöyle söyleyim: İçinde değiliz, perondayız. Yazar kısmına böyle trenlere binmek iyi gelmez. Frikik atışlarında hakem nerde duruyorsa, biz de oradayız işte.</p>
<p>- Trenden inmeye kalkışanlar var diye duyuyoruz?</p>
<p>- Mümkündür, tren şefinin meselesidir onlar. İlerdeki köprünün üç vakte kadar yıkılacağını duyan bazı yolcular, başka tren beklemek üzere bekleme salonuna geçebilirler. Bizim siyasetimizde böyle vakalar hayli görülmüş fakat, zor zamanlarda akıl karışıklığına uğrayanların hiçbiri iflâh olmamıştır.<br />
<span id="more-3052"></span><br />
- Köprü yıkılmasıyla AK Parti&#8217;nin kapatılma ihtimâlini imâ ediyorsunuz galiba. Kapatılacak mı?</p>
<p>- Eskiler &#8220;şüyûu vukûundan beter&#8221; derlerdi bu durumlar için; yani, Başsavcı öyle bir Pandora kutusunun kapağını araladı ki, kapatılsa bir dert, açık bırakılsa ayrı dert. İşin garipliğine dikkat et ki, iktidardaki parti kapatılırsa nelerin olabileceğini, hangi olayın hangi istikamette gelişebileceğini az-çok öngörebiliriz fakat kapatılmama ihtimâlinde neyin nasıl gelişeceğini öngörebilenimiz yoktur ve bu acıklı, ağlanası bir durumdur.</p>
<p>- Ne olur kapatılmazsa?</p>
<p>- Bu gözü kara üslûbun, bu fevrî cür&#8217;etin, bu tür bir kural tanımazlığın ihsâs ve imâ ettiği âkıbet resmen ve alenen darbedir. Öyle olmadı, böyle olsun diyecekler galiba&#8230;</p>
<p>- Aman ne diyorsunuz, ağzınızdan yel alsın!</p>
<p>- Öyle olsun fakat darbe neyi halleder ona bakmak lâzım; esasen Anayasa Mahkemesi&#8217;nin iptal kararı, düpedüz darbeden daha ağır sonuçlar doğurdu; bir mânâda Meclis ve Hükümet, Amerikalıların tâbiriyle topal ördek (lame duck) durumuna geldi, recüliyyetini kaybetti.</p>
<p>- Recüliyyet?</p>
<p>- Devellioğlu&#8217;nun lugâtine bakarsan ne demek olduğunu bulursun. Diyeceksin ki, başka ne olmak ihtimâli vardı; vaktiyle böyle ihtimâller vardı fakat fevt edildi. Bu arada fevt kelimesi için yine aynı lugâte bakacaksın mecbûren. Peki, ne yapılabilirdi diye sorsana?</p>
<p>- Peki, ne yapılabilirdi?</p>
<p>- Seçim akşamından itibaren yapılması gerektiği halde yapılmayanları ve çok vahim taktik hataları saymıyorum (çünkü bunlar haylice yekûn tutuyor) fakat AYM&#8217;nin son kararından hemen sonra bir sine-i millet jesti çok yerinde olurdu!</p>
<p>- Sîne-i millet?</p>
<p>- Yani iktidar partisi vekillerinin, kendi rızâlarıyla bu görevlerinden çekilmeleri ve tabii buna bağlı olarak hükümetin istifâsı; hatta Cumhurbaşkanı&#8217;nın da istifâsı. Ardından CHP&#8217;ye azınlık hükümeti için destek verilmesi ve en kısa zamanda genel seçime gidilmesi. Şair Eşref&#8217;in nefis bir nüktesi vardır, diyor ki: &#8220;Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesi / Gitgide zulmetmeye elde ahâli kalmıyor&#8221;. Hükümet, bürokratik oligarşi&#8217;nin nasfet ve hakkaniyet anlayışına sığınmakla, onların kendilerini hâlâ meşrû zeminde görmelerine yardımcı oldu bir yerde. Bu hatayı hep yaptılar; tâ Demokrat Parti&#8217;den beri böyledir bu.</p>
<p>- Ne diyorsunuz, olacak iş mi bunlar? İstikrar, dengeler, Türkiye&#8217;nin itibarı?..</p>
<p>- Bu kavramların senin benim için taşıdığı değerle, derin bürokrasi oligarkları açısından teşkil ettiği anlam örtüşmüyor. Bunu gördük; defalarca gördük. Şimdi söylenecek söz şudur: El mukadder, lâ yu&#8217;gayyer. Hayırlısı olur inşallah!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/el-mukadder/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
