<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Turan Alkan.net</title>
	<atom:link href="http://ahmetturanalkan.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ahmetturanalkan.net</link>
	<description>Gayr-i Resmi Ahmet Turan Alkan Sitesi</description>
	<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 14:04:08 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Soğuk bir gazoz ister misiniz sayın vekilim?</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/soguk-bir-gazoz-ister-misiniz-sayin-vekilim/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/soguk-bir-gazoz-ister-misiniz-sayin-vekilim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 21:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[gazoz]]></category>

		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>

		<category><![CDATA[naro]]></category>

		<category><![CDATA[Nuri Alço]]></category>

		<category><![CDATA[uyurgezer chp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3912</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet değerlerinin uyanık ve zinde evladı CHP Grubu&#8217;nun o gece Meclis oturumunda, adeta uyurgezer hâline bürünerek sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmasını engelleyen kanunu kabul etmesi beni çok huzursuz etti.
Acaba bir kollektif hipnoz olayı ile mi karşı karşıyayız? Araştırmacı yazar tarafım galeyana geldi; tedkik etmeye koyuldum ve gördüm ki 1784 senesinde Marquis de Puysegur&#8217;un, manyetize ettiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet değerlerinin uyanık ve zinde evladı CHP Grubu&#8217;nun o gece Meclis oturumunda, adeta uyurgezer hâline bürünerek sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmasını engelleyen kanunu kabul etmesi beni çok huzursuz etti.</p>
<p>Acaba bir kollektif hipnoz olayı ile mi karşı karşıyayız? Araştırmacı yazar tarafım galeyana geldi; tedkik etmeye koyuldum ve gördüm ki 1784 senesinde Marquis de Puysegur&#8217;un, manyetize ettiği hastalar uyurgezerlik haline giriyor ve bu esnada Puysegur&#8217;ün emirlerine tam bir itaat gösteriyordu. Bu olay psikolojik hipnoz tarihinde yeni bir çığır açmış ve bu döneme &#8220;Somnanbulisme Artificiel devri&#8221; adı verilmiş, akabinde Fransız diş hekimi Qudet ise, anestezik telkin yoluya hastasının dişlerini çatır çatır çekmişti.<br />
<span id="more-3912"></span><br />
Acaba CHP&#8217;yi birisi manyetize mi etmişti? Varsayımım fevkalâde değerli ama küçük bir kusuru var: Koca parti grubunun alayını birden hipnotize edip birer uyurgezer yapmak için işinde ehil bir uzmanın o dakikalarda Meclis&#8217;te olması ve elindeki köstekli saati CHP Grubu&#8217;na doğru sallayıp rakkas hareketi yaptırarak,</p>
<p>-Rahatlayın, şimdi 30&#8242;lu yıllardayız. CHP ebediyyen iktidarda; muhalefet sıfır! Ekmek karneyle satılıyor. Halkımız aç ama onurlu. İrticai ve bölücü akımlar yeraltında. Uyuyun, uyuyuuun; direnmeyin, parmağımı şaklatınca uyuyacaksınız. Şakk!</p>
<p>Meclis zabıtlarını inceledim; böyle bir kişi ve konuşma kaydedilmemiş. Böylece gül gibi teorim güme gitmiş oluyor ama araştırmacı yazarlıkta ümitsizliğe yer yoktur. Peki, bu teorim fosladığına göre CHP&#8217;li vekilleri, tasarıya olumlu oy vermesi için kim aldatmış olabilir?</p>
<p>Tehdit? Zannetmem! Şantaj? Kat&#8217;iyyen! Kandırmaca, dolaba bindirmece? Mümkün olabilmez! Yalvarma yakarma? Yok daha neler? Eee?.. Canım sıkıldı, teorik çalışmaları bir kenara fırlattım; olacak gibi değil! Koca adamlar gece oy veriyorlar, sabaha kandırıldık diye feryad ediyorlar; bu işin içinde bir iş var ama?</p>
<p>Hayır efendim, bu olay aydınlanmadan Türkiye&#8217;de kimse rahat uyku uyuyamaz. Netekim Macbeth adlı ünlü trajedisinde Shakespeare&#8217;in Krala söylettiği o söz asırlarca gökkubbemizde dalganır durur: Evine misafir gelen İskoç Kralı Duncan&#8217;ı gece uykusunda öldüren Macbeth, sonradan pişman olup da şöyle dememiş miydi:</p>
<p>-Macbeth uykuyu öldürdü! Masum uykuyu, ızdırabı dindiren, kuvvetleri tazeleyen, hasta ruhlara teselli veren uykuyu öldürdü!..</p>
<p>Acaba şöyle olabilir mi? Galiba durumu izah eden en iyi teori bu! Meclis idare amirleri lütfen araştırsınlar ve açıklasınlar: O gece Meclis lokantasında kaç kasa gazoz içilmiş, kimler içmiş, gazozları kim servis etmiş? Gazozlar şişe ile mi içilmiş, yoksa bardaklara mı doldurulmuş? O esnada kulis veya lokanta civarında uzun boylu, hafif göbekli, beyaz elbiseli, gerdanında iri bir altın kolye taşıyan, şövalye yüzüklü, gömlek yakaları karnına kadar açık, sarışın, kabarık ve seyrek saçları geriye doğru taranmış bir adam görülmüş mü? Kimlerle görüşmüş, ne konuşmuş? O adam, bazı vekillere hitaben, &#8220;size bir soğuk gazoz ikram edebilir miyim sayın vekilim; gecenin bu saatinde çok iyi gider; göze şifa, batna cilâdır. Bir gazozdan bir şey olmaz, ısrar ediyorum, içmezseniz çok gücenirim, bir daha da buralara gelmem, lütfen, ölümü öpün, bir yudumcuktan ne çıkar güzelim&#8221; şeklinde teklif ve ısrarlarda bulunmuş mu?</p>
<p>Anladınız, ondan bahsediyorum: Nuri Alço&#8217;dan!</p>
<p>Dalga geçtiğimi zannedenlere hodri meydan: CHP&#8217;nin o gece niçin bir somnanbül gibi davrandığını izah eden daha iyi bir teoriniz varsa dinlemeye hazırım efendim!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/soguk-bir-gazoz-ister-misiniz-sayin-vekilim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Askerî vesayet rejimine son!</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/askeri-vesayet-rejimine-son/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/askeri-vesayet-rejimine-son/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 21:10:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3910</guid>
		<description><![CDATA[Herhangi bir ordu mensubunun, haksız bir muameleye, velev ki bir iftiraya, bir komploya maruz kalmaması için gerek muhterem matbuatımızın ve gerekse başta muhalif çevreler olmak üzere ordu yönetiminin göstermiş olduğu titizliği takdir ve saygıyla karşılıyorum. Türkiye, on günden beridir Dz. Kr. Alb. Dursun Çiçek’e ait olduğu ileri sürülen ‘eylem planı’nın ve altındaki imzanın gerçekliği hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herhangi bir ordu mensubunun, haksız bir muameleye, velev ki bir iftiraya, bir komploya maruz kalmaması için gerek muhterem matbuatımızın ve gerekse başta muhalif çevreler olmak üzere ordu yönetiminin göstermiş olduğu titizliği takdir ve saygıyla karşılıyorum. Türkiye, on günden beridir Dz. Kr. Alb. Dursun Çiçek’e ait olduğu ileri sürülen ‘eylem planı’nın ve altındaki imzanın gerçekliği hakkında tartışıyor. Gazetelerin birinci sayfaları noterlerde görmeye alıştığımız imza sirkülerlerine döndü. Bir kısım gazeteciler, eylem planını ‘metin tutarlığı ve üslubu’ bakımından irdelerken, haber editörleri ise bu yaştan sonra bir de adli kriminoloji veya grafoloji uzmanlığına bulaşmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Herkes gerçeği arıyor; bu imza Alb. Çiçek’e ait mi değil mi; Genelkurmay Harekât Dairesi’nde böyle bir belge hazırlandı mı hazırlanmadı mı?<br />
<span id="more-3910"></span><br />
Sırf, askerî vesayet rejiminin ‘aşil topuğu’nu işaretlemek bakımından herkesi şöyle bir zihin alıştırması yapmaya davet ediyor, moda tâbirle ‘atıyorum’: farzedelim ki, Alb. Çiçek’e ait olduğu şüpheli bir evrakta, bizzat Alb. Çiçek’in irticai faaliyetlere karıştığı, her yıl tekrarı mûtad Cumhuriyet Baloları’na katılmamakta direttiği, eşinin tesettüre riayet ettiği, çocuklarının ise meselâ, ‘bazı ve bir kısım okullar’da okuduğuna dair bilgiler bulunmaktadır.</p>
<p>ASKERÎ VESAYET REJİMİNİN PARLAMENTOSU: YÜKSEK ASKERÎ ŞÛRA</p>
<p>Sorum şöyle: Bu durumda, evrakın gerçekliğini araştırmak için bu derece ince elenip sık dokunulur muydu yoksa, ‘bir kısım ve bazı istihbari raporlar’ın varlığı yeterli sayılarak ilgili personel Yüksek Askerî Şûra kararı ile kapı önüne bırakılır mıydı?</p>
<p>Gelelim Yüksek Askerî Şûra’ya; bu kurum 1972 yılında teşekkül etti, varlığı 1982 Anayasası’nda ismen zikrolunarak tescillendi ve hatta 12 Eylül’ün darbeci generalleri “YAŞ Kararları, yargı denetiminin dışındadır” cümlesini 125. maddeye ilave ettirdiler. Bu kurum, her yıl iki kere toplanarak ordu içindeki terfi ve azillere karar veriyor. YAŞ, ilginç bir kurul. Başbakan’ın başkanlık ettiği Şûra’ya, Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ile TSK’ya mensup bütün orgeneral ve oramiraller katılıyor ve dikkat, kararlar salt çoğunlukla alınıyor. Eğer oylamada eşitlik çıkarsa başbakanın oy verdiği görüş tercih ediliyor. Kararları hem gizli, hem de yargı denetiminin dışında!</p>
<p>Şûra toplantılarında üç sivil üyenin oy hakkı var; buna mukabil asker kişilerin sayısı -tam bilmiyorum fakat- 30’un üstünde olsa gerektir. Âdil bir güç dengesi! Sivil üyelerin kararlara itiraz şerhi koyma hakkı var, ama çoğunluk kararına uymak zorundalar.</p>
<p>Sizin anlayacağınız efendim, eğer Alb. Çiçek’e ait olduğu tartışılan evrak, Şûra’nın önüne gelseydi, kriminoloji uzmanlarına, verilmeyen savcılık ifadelerine veya herhangi bir tereddüde gerek kalmadan sür’atle bir karar verilecekti ve bu karar kesinlikle gizli ve yargı denetimine kapalı bir karar olacaktı.</p>
<p>YAŞ, 1972’den bu yana bin beşyüzden hayli fazla personelini hakkını arayamaz hâle getirerek ordudan uzaklaştırdı. İçlerinde tard edilmeyi hak edenler mutlaka vardır ama bu büyük rakamın içinde ne türlü hukuk faciaları da barındığını asla bilemeyeceğiz.</p>
<p>Yüksek Askerî Şûra, “demokratik hukuk devleti”yle çelişen bir kurum. Kanunla vücut bulması, kararlarının anayasa tarafından takdis edilmesi onu “hukuki” yapmıyor, sadece ne kadar “keyfî”olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Bugün Alb. Çiçek’in hakkını tartmak için nedense pek ağırdan işletilen hukuk kurumu, vaktiyle ordudan atılan -suçlu veya suçsuz, fark etmez!- her askerî personel için de aynı titizlikte işletilmeliydi. Görünüşte ordu yöneticilerine disiplini sağlamakta ve işlemleri hızlandırmakta sürat ve kesinlik kazandırmak için teşkil edilen bu müessesenin, adalet duygusunu derinden yaraladığı açıktır.</p>
<p>ŞÛRA’NIN GÖREVLERİ</p>
<p>Yüksek Askerî Şûra’nın, fiilen denetlenemez bir kurum şeklinde biçimlendirilmesi, ordu yöneticilerine keyfî tasarruf imkânı veriyor. Şûra’nın görevleri kanunda şöyle sıralanmış:</p>
<p>a) Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan askerî stratejik anafikrin (Konseptin) tespiti ve gerektiğinde yeniden gözden geçirilmesi hususlarında görüş bildirmek;</p>
<p>b) Silahlı Kuvvetlerin anaprogram ve hedefleri ile ilgili konularda görüş bildirmek;</p>
<p>c) Silahlı Kuvvetlerle ilgili olup önemli görülen kanun, tüzük ve yönetmelik taslaklarını inceleyip görüş bildirmek;</p>
<p>d) Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya Millî Savunma Bakanının lüzum gördükleri hâllerde Silahlı Kuvvetlerle ilgili diğer konular hakkında görüş bildirmek.</p>
<p>Rahatlıkla görülüyor ki, bu derece geniş ve sınırları belirlenmeyen alanda anafikir belirlemek, icabında yeniden gözden geçirmek, TSK ile ilgili kanun, tüzük ve yönetmeliklere biçim vermek, Şûra üyelerine âdeta suçu tarif imtiyazı da tanımış olmaktadır; işte bu yüzden Şûra, kabahatli davranışı belirleyip sonra eylemi buna uygun mensuplarını tek yanlı ve dönüşsüz bir kararla mağdur edebilme hakkına sahip bulunmaktadır.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunun yaptığı anayasa değişikliğini bile muhteva bakımından beğenmediği için iptal edebilen bir Anayasa Mahkemesi’nin varlığına mukabil, Yüksek Askerî Şûra kararlarının, değil herhangi bir mahkeme denetimine tâbi kalmak, istenirse hiç açıklanmayabileceği bir “kanuni” düzenleme ile karşı karşıya bulunuyoruz. Yürütmenin ve yasamanın her kararı yargı denetimine açık fakat Askerî Şûra kararları bunun dışında.</p>
<p>Niçin? Mantığı nedir?</p>
<p>TÜRKİYE’YE YAKIŞMIYOR</p>
<p>Türkiye’de silahlı kuvvetlerin kendine mahsus özel askerî mahkemeleri, özel yargıtayı ve danıştayı var (Askerî yüksek idare mahkemesi). Askerî yargının, genel adli mekanizma dışında özerk, hatta bağımsız bir yargı sistemi gibi mevzilendirilmesi, temelde asker kişilerin sivil kişilere duyduğu güvensizliği aksettiren bir vehmin ürünüdür. Cumhuriyet anayasalarında askerlerin ne derece “yapıcı” bir rol oynadığını hatırlatmanın ve tekrar etmenin mânâsı yok. Nihai planda Askerlerin biçimlendirdiği bir anayasal düzen ve devlet yapısı söz konusu. Askerî vesayet, rejim içinde askerlerin söz haklarını, iktidarlarını ve karar vericilik mevkilerini muhafaza etmek için sisteme yerleştirdiği “kanuni kama”lardan oluşuyor. Silahlı kuvvetler İç Hizmet Yönetmeliği’nin o meşhur 35. maddesi de bu kamalardan biridir ve orduya, ülkenin tamamı ve neredeyse her şey hakkında durumdan vazife çıkarmak hakkını tanımaktadır.</p>
<p>Özetleyelim: Askerî yargı kaldırılarak genel hukuk kapsamına alınmalı, Yüksek Askerî Şûra lağvedilmeli ve hukuk denetimine kapalı eylem bırakılmamalı, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi de kaldırılmalıdır.</p>
<p>Türkiye’ye artık yakışmıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/askeri-vesayet-rejimine-son/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ne oluyor?</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/ne-oluyor/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/ne-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 21:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3908</guid>
		<description><![CDATA[-Hocam, ne oluyor; ortalık toz duman?
-Türkiye değişiyor Çekirge, olup biten bu. Üstelik değişimin en hareketli, en sert anlarını yaşıyoruz&#8230; bu değişim bizim istediğimiz bir şey mi, veya bu değişimi kontrol edebiliyor muyuz dersen bundan pek emin değilim.
-Biraz daha açık konuşsan hocam?

-Olur, açık konuşayım. Al sana Ergenekon meselesi. Soruşturmanın ilk safhasından beri ihbarların, saklı cephaneliklerin, belgelerin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Hocam, ne oluyor; ortalık toz duman?</p>
<p>-Türkiye değişiyor Çekirge, olup biten bu. Üstelik değişimin en hareketli, en sert anlarını yaşıyoruz&#8230; bu değişim bizim istediğimiz bir şey mi, veya bu değişimi kontrol edebiliyor muyuz dersen bundan pek emin değilim.</p>
<p>-Biraz daha açık konuşsan hocam?<br />
<span id="more-3908"></span><br />
-Olur, açık konuşayım. Al sana Ergenekon meselesi. Soruşturmanın ilk safhasından beri ihbarların, saklı cephaneliklerin, belgelerin, ilişkilerin nasıl geliştiğini şöyle bir gözden geçir bakalım ne göreceksin? Her kim ise birileri, Türkiye&#8217;de Ergenekon tipi yapılanmaların tasfiye edilmesi için düğmeye bastı ve ilişkiler kirli çamaşır sepeti gibi ortalığa döküldü. Niçin? Çünkü darbeciler kendilerini Türkiye&#8217;de iktidarı değiştirecek güç gibi görüyorlardı. Orduyla, bürokrasiyle, yargıyla ittifaka girmeden darbe yaparak iktidarı değiştirmek mümkün değil. Bunları cesaretlendiren, önceki darbelerin bu şema ile iktidarları değiştirmesi olmuştu. Bu defa olmadı, hesap tutmadı, deşifre edildiler ve şimdi mahkemede hesap veriyorlar.</p>
<p>-Ordunun durumu peki?</p>
<p>-Açık söylemek lazımsa ordu, 28 Şubat&#8217;tan beri itibar kaybına uğradığının farkında değil pek. 27 Nisan 2007&#8242;deki geceyarısı bildirisi, sonun başlangıcı oldu. Hatırlayacaksın, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizine askeri müdahale anlamına geliyordu bu bildiri. Siyasi muhalefet ve bazı basın organları bildirinin arkasına gizlenmesine rağmen operasyon başarısız oldu; hükümet dik durdu. Günün genelkurmay başkanı geçenlerde, &#8220;o bildiriyi ben yazdım&#8221; dediyse de kimseleri inandıramadı. O meselede ordunun taraf olmaması gerekiyordu ve bu hatayı yaptılar. Ergenekon ordu bağlantıları sonradan deşifre edildi ve ordu müşkül durumda kaldı. Fenerbahçe Orduevi&#8217;nin aranmasını düşün bir&#8230; Bugün ise askeri vesayet sisteminin dayanakları tartışılıyor. Yıllardır uygulanmasına rağmen askeri yargının hukuk rejimi içinde yarattığı çift başlılık şimdi fark edildi. Nitekim sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanamayacağını belirleyen kanun değişikliği bir gecede geçti Meclis&#8217;ten. Arkası gelecektir. Anamuhalefet liderinin geçici 15. maddenin kaldırılması teklifini de bu istikamette değerlendirmek lazım aslında.</p>
<p>-Nasıl?</p>
<p>-Isınma turları yapıyorlar. Herkes biliyor ki, geçici 15. maddenin kaldırılması bu anayasanın zaaf ve çelişkilerini ortadan kaldırmaz. Tamamını değiştirmek lazım ve öyle olacak eninde-sonunda. Bir &#8220;devr-i sâbık&#8221; edebiyatı icad edilmeden Türkiye&#8217;de iktidar denklemi sivil ve siyasi otoritenin lehine yeniden kurulacak. Kenan Paşa&#8217;nın &#8220;intihar ederim&#8221; demesi işin magazin faslıdır, hatta ve hatta sahte mi gerçek mi olduğu günlerce tartışılan harekât planı da genel itibarla basının hoşlandığı malzemeler ihtiva ettiği için gündemde tutuluyor.</p>
<p>-Ne yani, gerçek değil mi?</p>
<p>-Onu bilemem fakat, 27 Nisan gece bildirisinin gerçekliği tartışılamaz meselâ. Burada önemli nokta şu, askerlere sistem içinde lüzumundan da fazla imtiyaz veren, koruma ve kollama görevini muğlak ve keyfi sınırlara kadar taşıran eski düzenin devamı mümkün değil artık. En kritik meselemiz şu; askeri vesayet rejimini demokratikleştirirken ordunun itibarına, muharebe gücüne zarar vermemek; buna itina gösterilmeli. En başta askerler bu hayati noktaya itina göstermeli. Biz İsviçre değiliz; ordusuz toplum fasaryalarını ciddiye alamayız. Siyasi işlere gösterilen görev ötesi alâkalar orduyu, sandığımızdan daha çok zayıflattı. Başından beri bu kritik meselenin altını çizmeye gayret ettik ki bunun hâlâ anlaşılabildiğinden emin değilim. Ne demokrasiden vazgeçeriz, ne de ordudan. Değişimi bu zihinle kavrarsak güçlenerek çıkarız vesselam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/ne-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hazırda bekletilen &#8220;Çakma&#8221; elemanlara dair bir deneme</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/hazirda-bekletilen-cakma-elemanlara-dair-bir-deneme/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/hazirda-bekletilen-cakma-elemanlara-dair-bir-deneme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 21:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3905</guid>
		<description><![CDATA[12 Haziran 2009 tarihinde ele geçirildiği ve Taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlandığı andan itibaren sabah-akşam &#8220;Sahte midir, gerçek midir?&#8221; diye tartışmakta olduğumuz o meşhur &#8220;İrticayla mücadele eylem planı&#8221;, günün birinde Türkiye&#8217;nin siyasî mizah galerisindeki en nadide müzelik eser olarak altın yaldızla çerçevelenecektir; buna şüphe yok.
Esasen o yüzden olsa gerek ki bazıları, &#8220;Yok canım; askerler bu kadar aptal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Haziran 2009 tarihinde ele geçirildiği ve Taraf Gazetesi&#8217;nde yayınlandığı andan itibaren sabah-akşam &#8220;Sahte midir, gerçek midir?&#8221; diye tartışmakta olduğumuz o meşhur &#8220;İrticayla mücadele eylem planı&#8221;, günün birinde Türkiye&#8217;nin siyasî mizah galerisindeki en nadide müzelik eser olarak altın yaldızla çerçevelenecektir; buna şüphe yok.</p>
<p>Esasen o yüzden olsa gerek ki bazıları, &#8220;Yok canım; askerler bu kadar aptal mı; bu üslupla plan hazırlanır mı?&#8221; diye belgenin ciddiyetini çürütücü yayınlar yapıyorlar. Haksız da sayılmazlar.<br />
<span id="more-3905"></span><br />
Şöyle düşünün; Cem Yılmaz meselâ, çıkıyor sahneye, diyor ki, &#8220;Arkadaşlar, Türkiye&#8217;nin çivisi çıktı; şimdi çıkan çiviyi yeniden yerine çakmak için bazı arkadaşlarla kafa kafaya vererek yaptığımız eylem planını sizlere okumak istiyorum; birinci madde!..&#8221;</p>
<p>Sonra bütün belgeyi baştan aşağı, kendine has üslûbuyla okumaya başlıyor; siz olsanız gülmekten yere yatmaz mısınız?</p>
<p>*</p>
<p>Bu belgede benim için en aydınlatıcı ve kafalara &#8220;dank ettirici&#8221; pasaj şuydu: &#8220;Askerî suç kapsamında yapılacak &#8216;ışık evler&#8217; baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturma doğrultusunda; silah ve mühimmat bulunması sağlanacak.&#8221;</p>
<p>Planın püf noktası: O ev baskınlarında evlere daha önceden konulacak silah ve mühimmat nereden tedarik edilecek? Bu konuyu üzerimize vazife olmadığı için hiç düşünmemiş olabiliriz fakat bazıları oturup ciddi ciddi düşünmüşler&#8230;</p>
<p>Hani vaktiyle nereye kazma-kürek girilse topraktan silah ve mühimmat fışkırıyordu da, hangi dala konduracağımıza bir türlü karar veremiyorduk. Bazı arkadaşlar diyordu ki, &#8220;Hıh, şu dandik silahlarla, boş Law mühimmatlarıyla, çakaralmaz tabanca ve tüfeklerle mi darbe yapılacak? Şaşarım aklınıza! Askerî darbeden söz ediyorsunuz ama bu enti-püften şeylerle darbe yapılabileceğini düşünmüyorsunuz herhalde?&#8221;</p>
<p>Biz de suçlu suçlu önümüze bakıyor, &#8220;Adamlar haklı yahu!&#8221; diye düşünüyorduk ama şu meşhur eylem planı biraz ufkumuzu açtı. Evet, bu silahlarla darbe yapılmaz, amaaa&#8230;</p>
<p>Bu silahlar, hiç de umulmayacak evlere yapılacak baskınlarda &#8220;yakalanırsa&#8221;, sahip olduğu ateş ve tahrip gücünden çok daha fazla tesir yapar mı, yapmaz mı?</p>
<p>Yapar! Boş Law mühimmatının borusu bile, patlamışından daha fazla infilak gücünü açığa çıkarır. Ertesi günün malûm gazete manşetlerini düşünün artık: &#8220;İşte bu el bombalarıyla laik güçlere saldıracaklardı!&#8221; veya &#8220;Boş Law silahıyla ışık evlerinde suikast eğitimi yapıyorlardı!..&#8221;</p>
<p>Gayrı al Allah kulunu, zapt eyle delini!</p>
<p>*</p>
<p>Eylem planında başka türlü güldürücü kaşındırıcı &#8220;mandepsi&#8221;ler de yok değil; en tanıdık olanı şu: &#8220;İ.E., Ö.Ö. gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak ve bu kişiler FG&#8217;ciler başta olmak üzere diğer irticai gruplarla özdeşleştirilerek, kamuoyunun tüm bu gruplar arasında benzerlik kurması sağlanacaktır. Yakalanan TSK personelinin bizim belirlediğimiz temalar doğrultusunda beyanda bulunmaları ve bu açıklamaların basında geniş yer bulması sağlanacaktır.&#8221;</p>
<p>İşin en eğlenceli yanı, &#8220;hazırda beklettiğimiz elemanlar&#8221; tâbiri. Kim bu hazırda bekletilen elemanlar: İ.E. ve Ö.Ö. gibi elemanlar.</p>
<p>Ortak özellikleri?</p>
<p>Kendilerini İslâm dini içinde muteber, saygıdeğer kişiler olarak takdim etmeleri ve bazı insanlar tarafından öyle kabul görmeleri. Medyatik ve karizmatik özelliklerine ilaveten manevi ve maalesef dinî &#8220;mıknatîsiyet&#8221; hususiyetine sahip olduklarına dair kuvvetli bir fikir uyandırabilmeleri&#8230;</p>
<p>Başka başka?..</p>
<p>Bazı çevrelerle iyi ilişkiler geliştirecek derecede marifet sahibi olabilmeleri, &#8220;hazırda bekletilen eleman&#8221; statüsünde hazır beklemek için gönüllü yazılmaları.</p>
<p>Karışıklık ânında kolayca tanınabilsinler diye, birtakım renkli dinî kisve ve serpuşlar kullanmaları, bu kisve ve serpuşlarla fotoğraf çektirip, TV yayınlarına çıkmaları: Kendilerine &#8220;Sultan Palamut&#8217;un yedinci göbekten torunu&#8221; süsü vererek altın yaldızlı boyayla parlatılmış gürgenden mâmul taht üstünde, başlarında iri bir Diyarbakır karpuzu cesâmetindeki garip ve gülünç bir kavukla objektifler karşısında süzüm süzüm süzülmeleri.</p>
<p>Evlerinin kapılarına &#8220;Ortadoğu ve Balkanlar&#8217;ın en hakiki İslami Hilafet Devleti; konsolosluk ve pasaport işlemleri için çaycıya müracaat ediniz.&#8221; yazılı tabelalar astırmaları&#8230;</p>
<p>En câhil-cühelâ takımının bile görünce kolay tanıyabilmeleri için cübbe, şalvar, bisiklet yaka yelek, kuşak tarzı (bkz. Mehteran bölükleri) şeyler giymeleri. Konuşurken sebepli sebepsiz cezbeye tutulmuşçasına garip sesler çıkarmaları, sık sık dine dair racon kesmeleri, gelecek hakkında kehanetimsi lâflar yuvarlamaları&#8230;</p>
<p>&#8220;Öbür&#8221; taraftan bazı duyumlar aldıklarına dair yakın çevrelerine birtakım haberler sızdırmaları ve bu haberler kendilerine sorulduğunda yanlışlamak ve doğrulamak yerine her manaya çekilebilecek elâstiki cevaplarla, &#8220;Belli belli; bu adam boş değil, bu haller büyük adam halleri.&#8221; dedirtmeleri&#8230;</p>
<p>Ve günü, saati, vakti gelince, &#8220;Nerede bu gericiler, hani, bir tane olsun gösterin bakalım.&#8221; denildiğinde &#8220;Buyur sana en âlâsından gerici; üstelik gerici kostümleri bile var.&#8221; dedirtecek şekilde basın ve canlı yayın kameraları önünde ispat-ı vücud edebilmeleri.</p>
<p>Dinî samimiyet ve ihlâstan uzak yaşadıkları için kendilerine inanan haddinden fazla saf insanları işte o gün, o saat ve o vakitte bozuk para gibi harcamakta bir saniye tereddüt göstermemeleri.</p>
<p>28 Şubat&#8217;tan hatırlayacaksınız bu tipleri; yukarıdaki alıntıda isimlerini kısaltma ile verdiğim o iki kişinin, 28 Şubat&#8217;tan sonra &#8220;ikinci kuşak hazırda bekletilen eleman&#8221; kadrosunda yetiştirildikleri anlaşılıyor.</p>
<p>Anlaşılmaya anlaşılıyor da bu meselede hepimizin dikkatini çekmesi gereken önemli bir hususun üzerinde pek durmuyoruz.</p>
<p>Bu gibi &#8220;hazırda bekletilen eleman&#8221; kadrosundan tescilli mürteci karikatürlerini var eden, esasında onların etrafında duran, onlara güç veren lüzumundan fazla saf ve samimi insanlar değil midir?</p>
<p>Bizim daha karşıdan görünce gülmeye başladığımız ve katiyyen ciddiyet atfetmediğimiz bu insanlara inanan ve güvenen insanlar nasıl uyandırılacak? Moda tabirle sivrisineği değil bataklığı kurutacak bir nevi aydınlanma hareketi nasıl gerçekleştirilebilecek?</p>
<p>Unutmayalım; işbu lüzumunda fazla saf ve samimi ayran gönüllü insanlar topluluğu mevcut olduğu sürece çakma din büyüğü görüntüsündeki &#8220;hazırda bekletilen eleman&#8221;lar da bir şekilde varlığını sürdürecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/hazirda-bekletilen-cakma-elemanlara-dair-bir-deneme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Üç nalla bir at</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/uc-nalla-bir-at/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/uc-nalla-bir-at/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 21:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3903</guid>
		<description><![CDATA[Bundan evvelki &#8220;aydın ve ilerici din adamı&#8221; kontenjanından milletvekili seçtirilen kişinin bilahire, &#8220;hazır siyasete girmişken kendi partimi kurayım; hazır elim değmişken bari memleketi de kurtarayım&#8221; diyerek gül gibi partiden ayrılması üzerine &#8220;aydın ve ilerici din adamı&#8221; koltuğu boş kalan CHP&#8217;de veliahd belli oldu.
Prof. Saylan&#8217;ın cenaze namazında yaptığı güzel konuşmayla takdir gören emekli Beyoğlu Müftüsü İhsan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan evvelki &#8220;aydın ve ilerici din adamı&#8221; kontenjanından milletvekili seçtirilen kişinin bilahire, &#8220;hazır siyasete girmişken kendi partimi kurayım; hazır elim değmişken bari memleketi de kurtarayım&#8221; diyerek gül gibi partiden ayrılması üzerine &#8220;aydın ve ilerici din adamı&#8221; koltuğu boş kalan CHP&#8217;de veliahd belli oldu.</p>
<p>Prof. Saylan&#8217;ın cenaze namazında yaptığı güzel konuşmayla takdir gören emekli Beyoğlu Müftüsü İhsan Özkes, geçenlerde CHP İl Başkanı Gürsel Tekin&#8217;in &#8220;safları sıklaştıralım arkadaşlar&#8221; esprisi ile altı oklu rozetini takarak, partinin iktidar yolundaki en mühim eksiğini doldurmuş bulunuyor.</p>
<p>Geriye kaldı üç nalla bir at!<br />
<span id="more-3903"></span><br />
İhsan Özkes&#8217;in törende yaptığı konuşmayı dikkatle okurken benliğimi baştan ayağa bir &#8220;deja vu&#8221; hissi kapladı, &#8220;Ben bu cümleleri, bu diskuru nerden hatırlıyorum?&#8221; diye düşünmeye başladım ve çok geçmeden buldum. Sayın Özkes, &#8220;CHP üyesi ve Müslüman&#8221; tamlamasını duyan herkesin zihninde husûle gelen ilk istifham bulutlarını dağıtmak için mecburen o çok iyi bildiğimiz, hatta ezberlediğimiz dili kullanıyor ve bakınız neler diyor: &#8220;Tüm laikler dinsizlik suçlaması altındadır; halbuki laiklik dinin güvencesidir. Bu insanlar Atatürk&#8217;ün kurduğu Cumhuriyet&#8217;te yaşamıyor olsaydı belki Müslüman bile olamayacaktı.&#8221;</p>
<p>İşte beni, &#8220;vecettü, vecettü!&#8221; diye haykıraraktan &#8220;déjà vu&#8221; bunaltısından çekip sıyıran bu cümle oldu; öteden beri bu cümlenin mantık metanetine ve belâgat derinliğine hep hayran olmuşumdur, öyleyse buyrunuz aşk ile bir dahi tekrar edelim:</p>
<p>Atatürk&#8217;ün kurduğu Cumhuriyet olmasaydı, belki Müslüman bile olamayacaktık!</p>
<p>Hocam çok haklı; nitekim sözlerinin devamında Atatürk&#8217;ün kurduğu Cumhuriyette yaşayan aydın biri olarak CHP&#8217;de bulunmaktan mutluluk duyduğunu, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e dayalı olarak yaşadığını ancak çok partili döneme geçildikten sonra din istismarının arttığını savunuyor ve bakınız diyor ki: &#8220;Bir din adamının CHP&#8217;ye girişi yadırganır bir hale geldi. Bu da gösteriyor ki Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kazanımları kaybedildi.&#8221;</p>
<p>Hocam galiba yanılıyor; ben şahsen hocamın CHP&#8217;ye girişini takdir ve tebcil ediyor, hatta kendimi alamayarak, &#8220;keşke her CHP&#8217;li hocam gibi aydın ve dindar olabilseydi&#8221; diye göğüs geçirdikten sonra hocamızın, Türkiye&#8217;de din-devlet ilişkisinin niçin uyduruk bir dikişle teyellendiğini izah eden cümlelerine dönüyorum. Özkes hoca, bazı partilerin dinsizmiş gibi gösterildiğinin altını çiziyor ve diyor ki: &#8220;Ahirette parti-pırtı olmayacak ama bu din ebediyyen mevcut olacak. Biz Müslümanlığı Saadet&#8217;ten veya AK Parti&#8217;den öğrenmedik. Hiçbir parti eşittir din olamaz. Hiçbir parti eşittir dinsizlik olamaz. Saadetli veya AK Partili olanlar cennetlik, CHP&#8217;liler ise cehennemliktir&#8217; şeklinde saçma bir düşünce olamaz.&#8221;</p>
<p>Tam da bu esnada aklıma gelen o muzır ve tehlikeli fikri, yani, &#8220;Tamam iyi hoş da siyasete atılmasaydın, bu memleket ne kaybederdi be hocam; şunu da açıklasan?&#8221; sualini daha havada iken hissetmiş cevabı yetiştiriyor: CHP&#8217;ye katılarak önemli bir görevde bulunduğunu kaydeden Özkes hoca, &#8220;Dinin partiler üstü olduğunu ve hiçbir partinin dini tekelinde tutamayacağını göstermiş oluyorum&#8221; diyor. Böyle tumturaklı bir &#8220;Burhan-ı kaatı&#8221; karşısında lâl ü ebkem kalıyor ve hayret makamında karar kılarak derin ürperişlere gark oluyoruz.</p>
<p>Ve aha da şuraya yazıyorum; bu CHP&#8217;yi bundan böyle kimseler tutamaz; Baykal Hocam da şimdiden tedbirini alsın, ilk seçimde CHP&#8217;nin iktidarı muhakkaktır vesselam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/uc-nalla-bir-at/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dehâ!</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/deha/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/deha/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 21:10:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aksiyon Dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3900</guid>
		<description><![CDATA[Ben vaktiyle böyle birkaç adam tanıdım; belki sizler de tesadüf etmişsinizdir.
İnsanlar kabaca ikiye ayrılabilir; hayata doğuştan borçlu olanlar, hayattan alacaklı doğanlar; bunlar ikinci zümreye mensuptur. Doğdukları andan itibaren zihinlerindeki ‘alacak’ numaratörü çalışmaya başlar. Yaşadıkları her dakika alacaklarını artırır ve borçluların listesini genişletir.

Onlar sıradışı insanlar olduklarına inanırlar; bu hususta biraz otokritik kaygusuna düşerek tereddüd geçirenler, etraflarındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben vaktiyle böyle birkaç adam tanıdım; belki sizler de tesadüf etmişsinizdir.</p>
<p>İnsanlar kabaca ikiye ayrılabilir; hayata doğuştan borçlu olanlar, hayattan alacaklı doğanlar; bunlar ikinci zümreye mensuptur. Doğdukları andan itibaren zihinlerindeki ‘alacak’ numaratörü çalışmaya başlar. Yaşadıkları her dakika alacaklarını artırır ve borçluların listesini genişletir.<br />
<span id="more-3900"></span><br />
Onlar sıradışı insanlar olduklarına inanırlar; bu hususta biraz otokritik kaygusuna düşerek tereddüd geçirenler, etraflarındaki hayran kitleleri tarafından kolayca ikna edilirler; onlar bilimde, sanatta, politikada, güvenilirlikte, bürokratlıkta, fikir üretmekte özene bezene halkedilmiş müstesna insanlardır. Herkes gibi olamaz, herkesin tabi kaldığı şartlara mâruz bırakılamazlar. Onlara sıradışı muamele uygulamak ‘kayırmacılık’ değil, bilakis adâletin ta kendisidir. Eşitlik sıradan insanlar içindir ve bütün sıradan insanların aynı kategori içinde eşit sayılmalarında hiçbir mahzur yoktur. ‘Alacaklılar’ ise müstesnâ varlıklardır ve her türlü imtiyazı, doğuştan hak etmişledir. Bu gibilerin dünyaya gelmesi bile yeterince ‘borç doğuran bir işlem’dir.</p>
<p>Hayattan, her şeyden ve herkesten alacaklı doğanlar için tatminkârlık diye bir mefhum söz konusu olamaz. Hangi mevkide bulunsalar, hemen o dakikada bir üst mevkie geçmek için şaşırtıcı bir sür’atle liyakat kesbederler; bazen hiyerarşik basamakları sırayla çıkmaları bile gerekmez; üçer-beşer atlayarak tırmansalar da haktır ve böyle birisini hızlı terfi ettirmek, ona karşı borcumuzu ödediğimiz anlamına gelmez; tam aksine borçlarımızın ve sorumluluğumuzun sınırlarını genişletir ve bizi ona karşı daha fazla bağımlı kılar.</p>
<p>Tatminkârlık hissini tanımadıkları için onlar her zaman mutsuz, biraz gergin ve kırgın bir tabiatta olurlar. Taşkın bir dehânın, seller gibi cevelân eden kabiliyetlerin kendine uygun ve lâyık bir mecrâ bulup akamaması, dehânın mahfazasını incitir, beynin cidarlarını tahriş eder ve bu gibi hâller dehâ sahibinde hüzün, can sıkıntısı, vakitsiz ve sebepsiz elemler, normal insanlara dehâ belirtisi gibi görünen derin dalgınlıklar veya tam aksine azgın  hiperaktivite şeklinde tezahür edebilir. Dehâ sahibi müstesnalardan yüzde 92’sinin ülser veya midede asit fazlalığına bağlı hastalıklardan muzdarip olması, bedihi bir gerçekliktir ve bu rahatsızlığın tedavisi diye bir kavram yoktur. Onlar asla yatışmaz, sâkinleşmez ve durgunlaşmazlar.</p>
<p>O yüzden mutsuz insanlardır; insan ilişkilerine hem ihtiyaç duyar, hem de çabucak bıkıverirler. Onların çevresinde bulunanlar veya birlikte yaşamak zorunda kalanlar bu gibi dengesizlikleri soğurmayı, sabırlı ve mütehammil olmayı öğrenmek zorundadırlar.</p>
<p>Dehâya uyum göstermeyen etiketlenir ve uzaklaştırılır; onlar en hafifinden aptallardır; beceriksiz, bön, kabiliyetsiz ve bu gibi sıfatlara müteradif teşkil edecek sair kelimelerle anılması gereken kişilerdir. Bu kişiler, kendilerinde garip ve gülünç bir benlik davasına kapılarak, ‘o dehâ ise ben de normal bir insanım; benim de ciddiye alınmaya, saygı görmeye hakkım olmalı’ diye düşünürler ve işte tam da bu esnada kaybederler.</p>
<p>Hayat, dehâ sahibi için ne kadar sıkıcı ve rutin bir süreç ise, etrafındakiler için çok daha azaplı ve çekilmez bir surette tezahür edecektir.</p>
<p>Kabiliyetli insanlardır; çok dil, çok sanat, çok bilim, çok hüner sahibi olmakla haklı olarak övünürler; ilgi alanları şaşırtıcı derecede geniştir ve bütün ilgi alanlarında çok kısa zamanda dehâ çapında eser vermek, onlar için problem teşkil etmez. Sağ elleriyle Latince bir şiir yazarken, sol elde tuttukları kemanda Şehnaz makamında bir taksim icra edebilirler; aynı esnada dehâ sahibi, beyninin yarısıyla bir yüksek matematik probleminin isbatı üzerinde etüd yaparken öteki yarısıyla Şark klasiklerinde hızlı bir tematik araştırma sürdürmektedir.</p>
<p>Parayla araları hoş değildir; yaptıkları herhangi bir şeyin parayla ölçülmeye kalkışılması onları sinirlendirir ve meblağ ne olursa olsun, genellikle teklif sahibinin bir yük hayvanına benzetilmesiyle sonuçlanır; paraya değer vermezler ve mütemadiyen paraya ihtiyaç duyarlar. Yapmaları ve gerçekleştirilmeleri gereken büyük projeler için acilen para bulunmalı ve bu paranın hesabı asla sorulmamalıdır. Parayla ilişkileri, sıradan ahlâki normların çok üstünde, çok başka ve mânidar bir anlam katında değerlendirildiğinde anlaşılabilir. Herkesten ve her şeyden nihâyetsiz derecede alacaklı birinin para kavramını değerlendirmesi, elbette sıradan ahlâki değer yargılarıyla anlaşılamaz.</p>
<p>Yüksek derecede özgüven sahibi olmakla tanınırlar; özgüven kavramı, aynen para için olduğu gibi onlarda ölçülendirilemez; herhangi bir alanda başarılı olmak onlar için kabiliyet değil sadece bir boş vakit meselesidir. Her şeye karşı yüksek derecede kabiliyeti bulunan insanların temel problemi, yapılacak işin mahiyet ve tabiatındaki güçlük değil, sadece o işin halli için gerekli zamanı, ehemm-mühimm sıralaması içinde uygun bir yere yerleştirebilmekten ibarettir.</p>
<p>İnsani ilişkilerde başarısız görünmeleri, onların kabahati sayılmaz; bilakis –eğer öyle saymak lâzım gelirse– bu kabahati, sıradan insanların sıradan mantık örgüsü çerçevesinde geliştirdikleri sıradan ahlâki standartlarda aramak daha doğru olur: Akrabalık, arkadaşlık, dostluk, babalık, annelik,  kadirşinaslık, vefadarlık, hayat arkadaşlığı gibi sıradan insâni yakınlık numunelerindeki performanslarının genellikle hayal kırıklığı ile neticelenmesi kolayca öngörülebilecek bir dehâ ârâzıdır.</p>
<p>Yalnız ve anlaşılması son derece güç insanlardır. Sadece kendileriyle gerçek mânâda diyalog kurabildikleri için, sıradan insanlarla kurdukları lisânî ve insânî temaslar çoğu kere anlamsızlık katında tezahür gösterebilir.</p>
<p>Her yaşlarında birer yetim-i akrandır onlar; yalnızlıkları, kendi dehâ ve kabiliyetlerine denk bir başka dehâ ve kabiliyetin refakatiyle bile giderilemez; bu gibi hâllerde insan tabiatında gizli o süflî rekabet hissi devreye girer, anlaşmazlık en tabii netice olarak belirir.</p>
<p>Sıradan insan cemiyetleri, dehâlara göre tanzim edilmediği için, dehânın toplumdan ve her şeyden tabii hakkı olan alacaklılık hâli, genellikle hiçbir zaman lâyık-ı vechile karşılanamaz ve dehâ, zâti borçlarını dehâya karşı ödememekte direnen bu mânâsız gürûha karşı düşmanlaşacak ve zamanla onu yok sayacaktır. Bu hâllerde dehâ, genellikle rövanşist, yani intikamcı duyguların sevk-i tabiisi ile cemiyeti, kendi arzularına lâyık-ı vechile hizmet edecek şekilde onu yeni baştan tasarlamayı nefsinde tabii bir hak görür. Bu raddelerde dehânın aşırı  ve radikal çözümler geliştirmesi çok rastlanan bir hâldir. Dehâ için cemiyet, ona karşı ahlâki bir sorumluluk duymamız gereken bir obje değil, bir madde yığınıdır.</p>
<p>Dehâ demokrasiden nefret eder, çünkü onu –kendince haklı ve yukarda izah ettiğimiz sebeplerle- düşkün ve zayıf sınıfların ayakta kalma ve hayata süflice tutunma ideolojisi olarak değerlendirmektedir. Bu konuyu yeterince izah edebilmek için dehâ sahibi bir insanın, şu günlerde pek gündemde olan ‘darbe teşebbüsleri’ ile ilgili değerlendirmesini okumak, aydınlatıcı olabilir:</p>
<p>“-Peki ya şu darbeyle ilgili fikirleriniz?</p>
<p>-Orada mesele şu: Ortada bir sorun var ve bu sorun da normal yollardan çözülemiyor. Bu şuna benziyor: Sen dahiliyecisin, adama müdahale etmeye çalışıyorsun ve en sonunda tıkanıyorsun. Cerrah arkadaşını çağırıyorsun, kes şunu diyorsun. Hoş bir şey değil kesinlikle; hiç kimse istemez bıçak altına yatmayı ve her ameliyat bir risktir ama kaçınılmaz oluyor bazen. Feci bir şeydir bir adamın bacağını kesmek, ama ne yapacaksın, hayatını kurtarmak için, mecburum diyorsun.”</p>
<p>Başka bir hayat boyutuna ait oldukları hâlde, yeryüzüne yanlışlıkla düşmüş birer melek gibi, sıradan insanların kısıtlı dünyasında yaşamaya mecbur kalmış bu insanlara karşı temel görevimiz, –esasen borcumuzu hiçbir vechile ödememize imkân bulunmadığı için– onların aşırılıklarına anlayışla tahammül edip, sayılarının artmaması için duadan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/deha/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ordu için, orduya rağmen</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/ordu-icin-orduya-ragmen/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/ordu-icin-orduya-ragmen/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2009 21:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3898</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon veya nâm-ı diğer, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti&#8217;ne karşı başkaldırı suçu ve davası&#8221;nı düşünelim; binlerce sayfalık iddianameler ve ekleri, sayısı daha şimdiden yüze yaklaşan duruşma, tutuklu ve tutuksuz yargılanan onca insan ve bu yüzden yaşadığımız büyük sarsıntı.
Darbecilikle suçlanan sanıklar, &#8220;ordu&#8221; faktörü olmasa bu çapta bir cürme kalkışabilirler miydi? Davanın en kritik eşiği, ordu&#8217;nun kapısı önündeki eşiktir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ergenekon veya nâm-ı diğer, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti&#8217;ne karşı başkaldırı suçu ve davası&#8221;nı düşünelim; binlerce sayfalık iddianameler ve ekleri, sayısı daha şimdiden yüze yaklaşan duruşma, tutuklu ve tutuksuz yargılanan onca insan ve bu yüzden yaşadığımız büyük sarsıntı.</p>
<p>Darbecilikle suçlanan sanıklar, &#8220;ordu&#8221; faktörü olmasa bu çapta bir cürme kalkışabilirler miydi? Davanın en kritik eşiği, ordu&#8217;nun kapısı önündeki eşiktir ve bunu tartışmak mânâsız. Ordumuzun maalesef darbecilik sâbıkası var ve Türkiye&#8217;de darbe tasarlayan her kimse orduyu da işe katmak zorunda. Sanıklar da öyle yaptılar fakat bu defa iş tutmadı, deşifre oldular ve şimdi beyhûde gayretle ilk devresini 12-0 mağlup bitirdikleri maçı çevirmeye çalışıyorlar.<br />
<span id="more-3898"></span><br />
Başından beri şunu söyledik: Orduyu siyasî entrika içinde tutmak ve öyle göstermek orduyu zayıflatır; bu, Türkiye&#8217;nin gücüne, itibarına, medenîlik vasfına yapılacak en büyük kötülüktür. İtibarını kaybetmiş, vatandaş nazarında kredisi kalmamış, kendi içinde ihtilafa düşmüş bir ordu, Türkiye için zayıflık unsuru olur; bunu istemiyoruz. Böyle söyleyince, &#8220;A, siz ordudan hem dayak yiyor hem de askerleri savunuyorsunuz&#8221; diye kafa karışıklığı ile suçluyorlar.</p>
<p>Kafa karışıklığı değil ki, sürecin sonu belli. Ordu bu bâdireden zedelenerek çıkacaktır; bu görünür âkıbeti engellemek bir dereceye kadar TSK yöneticilerinin elinde ve irâdesinde. Demokratik hukuka tam riayetle ordu bünyesindeki zanlıları ve eylemlerini karartmadan genel hukukun usulü dairesinde çalışan mercilerle tam işbirliği yapmak. Askerî yargının teşkil ettiği çift başlılığın uzlaşma ile ortadan kaldırılması; siyasî mekanizmalara karşı eşit derecede uzak ve serinkanlı bir tavır takınmak. Tek kelimeyle askerî vesâyet rejiminin avantajlarını bile-isteye terk etmek.</p>
<p>Vesâyet sistemi, orduyu siyasî bir aktör olarak biçimlendirmiş. Orduya biçilen rol, liberal demokrasiler için uygun değil fakat ordu yöneticilerine büyük politik güç bahşeden bir imtiyaz; bu yüzden ordunun yöneticileri şu esnada büyük bir kararsızlık içinde; bir yanda demokrasiye karşı kalkışılmış darbelerle dolu bir yakın tarih sicili, öte yanda darbe heveslilerine hâlâ cesaret veren vesâyet imtiyazları ve kanunî çerçeve; hepsinin üstünde ise Türk Ordusu&#8217;nun demokratik saygı ve âhenk çizgisine çekilmesinin, &#8220;Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi&#8221;ne ters düşeceği endişesi&#8230;</p>
<p>Siz buna bir de yerden fışkırırcasına sağa sola serpilmiş silah ve mühimmat cephaneliklerini, orduevlerinde ele geçirilen darbe planlarını ve darbe teşebbüse bulaşmış sanık general emeklilerini ilâve ediniz. Bunca delilin birkaç yıl üstünde üstümüze yağmur gibi yağması tesâdüf olabilir mi? Elbette değil ama suç delilleri de son derece ciddi.</p>
<p>Macun tüpten çıktı ve bu süreç artık geriye işletilemez. Hâlâ şurda burda saklı darbeci unsurlar aktif hale geçebilse bile Türk demokrasisi içinde ordunun mevkii artık ciddi tartışma mevzuu haline geldi. İşin doğrusu, bu dönüşümü kendi irademizle, devleti ve TSK&#8217;yı zaafa düşürmeden gerçekleştirmek. Bunu yapabiliriz, bu fırsat ellerimizde: Muhalefetiyle, basınıyla, bürokratik iradeyle tam bir mutabakatla gerçekleştirilecek bu değişim, rejimi ve Cumhuriyet&#8217;i düzlüğe çıkarır, güçlendirir.</p>
<p>Kavgaya, gerginliğe, yeni kamplaşmalara gerek yok. Cumhuriyet&#8217;ten, demokrasiden, laiklikten, temel hak ve hürriyetlerden ve çağdaşlaşma yolundan dönüş yok.</p>
<p>Bu sarsıntıdan aklımızla, güçlenerek çıkmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/ordu-icin-orduya-ragmen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Grup toplantısı</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/grup-toplantisi/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/grup-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 21:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pazar Keyfi]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3895</guid>
		<description><![CDATA[Saygıdeğer milletvekilleri, sevgili partili dostlarım. Partimizin grup toplantısında sizlere hitap etmenin şerefi içinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gündemimiz mühimdir ve ülkemiz çok önemli olaylarla çalkalanmaktadır. Bakınız İstanbul&#8217;da düzenlenen 4. Uluslararası UFO ve Yeniçağ Kongresi&#8217;nin açılışında konuşan Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Başkanı Haktan Akdoğan önemli şeyler söyledi; bunları sıralıyorum:

1-UFO gerçeğini herkesin kabul etmesi gerekir.
2-Türk Hava Kuvvetleri ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Saygıdeğer milletvekilleri, sevgili partili dostlarım. Partimizin grup toplantısında sizlere hitap etmenin şerefi içinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.</p>
<p>Gündemimiz mühimdir ve ülkemiz çok önemli olaylarla çalkalanmaktadır. Bakınız İstanbul&#8217;da düzenlenen 4. Uluslararası UFO ve Yeniçağ Kongresi&#8217;nin açılışında konuşan Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Başkanı Haktan Akdoğan önemli şeyler söyledi; bunları sıralıyorum:<br />
<span id="more-3895"></span><br />
1-UFO gerçeğini herkesin kabul etmesi gerekir.</p>
<p>2-Türk Hava Kuvvetleri ve MİT bünyesinde UFO masası vardır.</p>
<p>3- Dünya dışı varlıklar bize dostça davranacaklardır.</p>
<p>Önce birinci meseleden başlıyorum: UFO gerçeğini herkesin kabul etmesi gerekir cümlesi, dayanaksız bir temennidir ve kanaat hürriyetini korumak isteyen vatandaşlara yönelik bir baskıdır; işte tam da bu yüzden laikliğe aykırıdır zira anayasamızda bu hususta herhangi bir hüküm bulunmuyor. Oysaki 1982 Anayasası&#8217;nda ormanlar ve orman köylüsü, madenler ve madencilik, kooperatifçiliğin geliştirilmesi, esnaf ve sanatkârların korunması gibi ayrıntılara, hatta şapka iktisası, tekke ve zaviyeler, tevhid-i tedrisat, beynelmilel erkam ve medenî nikaha dair ayrıntılara özellikle yer verildiği halde UFO konusundan sarfınazar edilmesi elbette mânâsız değildir.</p>
<p>UFO diye bir şey olsaydı, bunu anayasa yapıcılarımız herhalde UFO Cemiyeti başkanından daha iyi bilir ve düşünürlerdi; dolayısıyla ben UFO&#8217;ları ne kabul ne de reddediyorum; bu hususta görüş belirtmeme hakkımı kullanırken hükümeti bu konuda uyanık olmaya ve üzerine düşeni yapmaya çağırıyorum; bu tarihî sorumluluktan kurtulamazlar.</p>
<p>Sevgili partililer&#8230;</p>
<p>Geliyoruz THK ve MİT bünyesinde birer UFO masası bulunduğu yolundaki iddiaya.</p>
<p>Hükümet, Deniz Feneri, Ergenekon gibi şeylerle ülkenin asıl gündemini gözden uzak tutmaya, saptırmaya çalışıyor; oysaki bu konu son derece ivedi ve önemlidir. Bakınız sayın partili dostlarım, bu iki kurumda böyle birer masa mevcut olsa bile, bunların &#8220;gizli&#8221; birer masa olduğundan şüphe edilemez; eğer bu masalar hakikaten gizli ise Sayın Haktan Akdoğan bu masaların varlığını nereden bilmektedir?</p>
<p>Acaba bu bir tesbit mi, yoksa bir temenni midir; acaba sayın Akdoğan, &#8220;böyle birer masa olsa çok iyi olur&#8221; demeye mi getirmektedir? İşin garibi bu esnada hükümet yetkilileri uyumakta mıdırlar?</p>
<p>Gelelim plağın öteki yüzüne. THK ve MİT&#8217;te birer UFO masası varsa bu masalar nerede durmaktadır ve bu masalara her gün oturup kalkan bazı görevliler var mıdır; bunlar varsa kimlerdir ve acaba hükümet bu masalarda da bir kadrolaşmaya gitmiş midir; yoksa bu masalar sadece üzerinde &#8220;UFO Masası&#8221; yazan bir mobilyadan mı ibarettir? Hükümet sözcüsü bu konuda açıklama yapmalı, başbakan da kamuoyunu aydınlatmalıdır.</p>
<p>Acaba hükümet yetkilileri, soranlara, &#8220;Bizde UFO Masası bile var.&#8221; diyebilmek için böyle bir çözüme gitmiş olabilirler mi? Öyle zannediyorum ki bu soruların cevabı, kozmik derecede gizli ve saklı olup devlet sırrı niteliğindedir.</p>
<p>Tam bu esnada aklıma ilginç bir olay bağlantısı geliyor: Acaba iki yıl önce Dolmabahçe Sarayı&#8217;nda dönemin Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında yapılan &#8220;gizli görüşme&#8221;de bu UFO meselesi görüşülmüş müdür? O günlerde Kumburgaz, Şile ve her iki fener açıklarında bu gibi UFO olayları görülmüş müdür? Bütün ısrarlarımıza rağmen içerde neler konuşulduğu açıklanmayan Dolmabahçe toplantısında acaba Türkiye&#8217;nin, bölgenin, dünyanın ve hatta Samanyolu galaksisinin geleceğini ilgilendiren ehemmiyette şeyler mi konuşulmuştu ki bir türlü öğrenememekteyizdir?</p>
<p>Hükümet aymazlık etmemelidir; halkımız bunların hesabını sorar; biz sorarız en azından.</p>
<p>Sevgili milletvekili arkadaşlarım,</p>
<p>Zihnimde sorular birbirini kovalıyor; mesela bu UFO&#8217;lar Türk siyasî hayatına müdahale etmekte midirler; bazı uzaylı kişi ve kurumların çaktırmadan yüksek teknoloji kullanarak bazı devlet adamları ve büyük bürokratların yerine geçmeleri mümkün olabilir mi?</p>
<p>Mesela uzayda kamusal alan diye bir kavram mevcut mudur; uzay boşluğunda başka dünyalara ait canlılar da kamusal alanlarda başlarını örtmekte midirler; bizim dünyalı astronotların giymek zorunda kaldıkları ısı ve hava geçirmez dayanıklı elbiseleri görünce, &#8220;Uzayı magandalar bastı; bu köylü dünyalılar kendi hayat tarzlarını bize dayatmaya kalkışıyorlar ayol!&#8221; diye huzursuzlanan genç uzaylılar, bu gibi durumlarda kimi göreve davet etmektedirler?</p>
<p>Ve en önemlisi, bizim THK ve MİT&#8217;teki UFO masasında görevli kişilerin bu hususta amirlerine ulaştırdıkları herhangi bir bilimsel rapor var mıdır, yoksa bunlar, &#8220;UFO gözlemlemek benim hobim; geçen gün yine sahilde dürbünüm ve kameramla pusu atmıştım, baktım iki uzay gemisi, tak, anında görüntüledim yavruları!&#8221; şeklindeki tehlikeli amatörlere ait gazete beyanatlarının google aracılığı ile derlenmiş şeylerden mi ibarettir?</p>
<p>Ve bu konuda en çok merak ettiğim suali sona sakladım: THK ve MİT&#8217;teki UFO masalarının kaç bacağı vardır, daha doğrusu bu masaların bacağı var mıdır, varsa niçin ve kaç tane, yoksa o masalar havada mı durmaktadırlar? Hükümet bu olayı ciddiye almalı, gerekirse Meclis&#8217;in kapalı oturumunda Parlamento üyelerine açıklama yapmalıdır.</p>
<p>*</p>
<p>Peki, dünya dışı varlıkların bize dostça davranacağını nereden çıkarıyoruz bakalım? Bu gibi haberleri yaymak, zinde savunma güçlerimizin mukavemetini zayıflatmak, inancını kırmak ve onları savaşmaktan alıkoymak için çıkarılmış psikolojik silah taktikleri olabilir mi? Devletimizin iki mühim kurumunda mevcut bulunan masa görevlileri bu konuda neler söylemekte, amirlerine nasıl bilgi vermektedirler?</p>
<p>Bir defa bu dünya dışı yaratıklar sağcı mıdır, solcu mu? Hükümet bunları araştırmış mıdır. Bu nokta önemli. Laikler mi? Hangi gazeteleri okuyor, hangi kanalları seyrediyorlar? Laikliği nasıl anlıyorlar bakalım? Ergenekon olayına nasıl bakıyorlar? Bunlar hakkında emniyet güçlerimiz iyi soruşturma yapıyor mudur? Yoksa, &#8220;Ergenekoncular dururken Şile sahillerinde UFO kovalayacak zamanımız mı var bizim?&#8221; diyerek ipe un mu serilmektedir? Bu ne aymazlıktır? Bu yaratıkların çaktırmadan abdest alıp namaz kılmak, dini toplantılara katılıp hu demek gibi alışkanlıkları olup olmadığı araştırılıyor mudur?</p>
<p>Sorulsun, araştırılsın bakalım; dünya dışı yaratıkların yaşadığı yerlerde en son ne zaman inkılap yapılmış; bizim inkılaplardan haberleri var mıymış? Askerliklerini adam gibi yapmışlar mı; ülkelerini yeterince seviyorlar mıymış? Seviyorlarsa tâ o kadar yoldan gelip ne demeye buralarda bizim dünyamız civarında sürtüp durmaktalarmış?</p>
<p>Değerli partili arkadaşlarım, sevgili &#8230;liler</p>
<p>Bunlar elbette insanı şüphelendiren, hatta kurdeşen eden sorular. Neye benzediğini bile bilmediğimiz birtakım cisim ve yaratıkların, vatanımızın hudutlarını selamsız sabahsız ihlal ederek Kumburgaz&#8217;da şurda burda medyatik gösteriler yapmasını fevkalade uygunsuz ve calib-i dikkat bulmaktayım; ağaç yaşken eğildiği gibi bu türden sorumsuz yaklaşımlara da zamanında sert ve ciddi tepki verilmelidir. Yukarda sözü edilen Sirius müessesesinin, ülkemiz hudutları içinde beşinci ve altıncı kol faaliyeti yürüten şüpheli bir sivil toplum kurumu olmasını ciddiye almalıyız; bunların İstanbul&#8217;un orta yerinde otel salonu kiralayıp Kongre düzenlemeye kalkmalarıyla İngiliz Muhipleri Cemiyeti&#8217;nin faaliyetleri arasında bir fark görmüyorum şahsen: Ha İngiliz Muhipleri Cemiyeti, ha Uzaylı Muhipleri Cemiyeti, ne fark eder ki?</p>
<p>Sözlerime son verirken hepinizi sevgiyle kucaklıyor, hükümeti kınıyor, bilumum zinde güçleri uzaylılar konusunda uyanık olmaya çağırıyorum efendim. Saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/grup-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Askerî yargı, Atatürk Anayasası&#8217;ndaki yerine: Marş!</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/askeri-yargi-ataturk-anayasasindaki-yerine-mars/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/askeri-yargi-ataturk-anayasasindaki-yerine-mars/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2009 21:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3893</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün en büyük siyasî hâtırası niteliğini taşıyan 1924 Anayasası, &#8220;Askerî yargı&#8221; diye bir kavramı telaffuz etmiyor. 27 Mayıs&#8217;ın komitacıları tarafından &#8220;geri&#8221; kabul edilerek çöpe atılan bu anayasa, asker kişilerin problemlerini genel yargı içinde çözmesi gerektiğine hükmetmişti.
1961 Anayasası, Türk yargı sistemini çatallaştırdı; askerî yargıya anayasal kurum imtiyazını verdi; artık askerî mahkemeler, &#8220;asker kişilerin askerî suçları ile, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk&#8217;ün en büyük siyasî hâtırası niteliğini taşıyan 1924 Anayasası, &#8220;Askerî yargı&#8221; diye bir kavramı telaffuz etmiyor. 27 Mayıs&#8217;ın komitacıları tarafından &#8220;geri&#8221; kabul edilerek çöpe atılan bu anayasa, asker kişilerin problemlerini genel yargı içinde çözmesi gerektiğine hükmetmişti.</p>
<p>1961 Anayasası, Türk yargı sistemini çatallaştırdı; askerî yargıya anayasal kurum imtiyazını verdi; artık askerî mahkemeler, &#8220;asker kişilerin askerî suçları ile, bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara&#8221; bakacaklardı. Üstelik bu anayasa, askerî mahkeme üyelerinden bazısının hâkimlik mesleğinden gelmesini bile şart koşmuyordu.<br />
<span id="more-3893"></span><br />
Ne ilginç bir tecellîdir ki, Atatürk&#8217;ün Anayasası&#8217;na burun kıvırıp çöpe atan darbeci subaylar, 1961&#8242;de büyük bir ferâset eseriyle yaptırdıkları anayasayı da beğenmeyerek 1982&#8242;de bir yenisini sipariş edince, askerî yargının anayasa içindeki yerini aynen korudular, ilgili anayasa hükmünü aynen muhafaza ettiler ve bununla yetinmeyerek mevcut Yargıtay&#8217;a ilaveten bir Askerî Yargıtay, bir de Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (Askerî Danıştay? yani) kurdular. (Denetle 1961&#8242;de var mıydı Danıştay?)</p>
<p>Tafsilatı uzun: Bu mahkemelere hâkim ve savcı atanmasına Adalet Bakanlığı karışamıyor; bu görevliler &#8220;kanun gereği&#8221;, yine askerî merciler tarafından tayin ediliyor. Askerî Yargıtay ve Danıştay? üyeleri de öyle. Askerî yargının HSYK&#8217;sı filan yok; genel hatlarıyla emir-komuta zinciri içinde çalışıyor mahkemeler.</p>
<p>Bu mahkemelerin genel mânâda &#8220;askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak&#8221; işlenen suçlara ait davalara baktıkları teorik bir varsayım; zira bu mahkemeler, asker kişilerin darbe yapması veya teşebbüsleri konusunda sessiz kalmasıyla tanınıyor. Mahkeme, bazı komutanların siyasî işlere fazlaca meraklı olmasını görev alanı dışında sayıyor. Öyle olması eşyanın tabiatına uygun görünüyor, çünkü askerî mahkemeler, yapıları gereği &#8220;bağımsız yargı&#8221;nın tabii bir parçası haline gelemiyor; askerî mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunu yine yüksek askerî mahkemeler denetliyor.</p>
<p>Hukuk sistemimiz çift başlı. Anayasa koyucu &#8220;âlim&#8221; profesörlerimiz, özene bezene &#8220;kuruma mahsus&#8221; bir yargı icad etmişler. Bunun nasıl bir şey olduğunu fark etmek için meselâ Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü&#8217;nün, Emniyet&#8217;in, Milli Eğitim&#8217;in kendine mahsus bir yargı teşkilatına sahip olduğunu varsayınız!..</p>
<p>Ordu, 1961&#8242;den sonra askerî yargıyı, genel yargı içinden çekip çıkararak kendine sistem içi dokunulmazlık alanı inşa etti. İç hizmet kanunundaki o meşhur 35. madde ile görev alanını muğlaklık ve keyfîlik sınırlarına kadar genişletip askerî vesayet hegemonyasını kurdu. O yüzdendir ki muhtelif tarihlerde muhtelif subayların devleti kurtarmak adına tertiplediği suç niteliğindeki eylemler doğru-dürüst soruşturulamıyor, darbelere &#8220;darbe&#8221; denilemiyor; o yüzdendir ki, meselâ 61 Anayasası&#8217;nı önce çiğneyip sonra çöpe atarak anayasa nizamını çatır çatır yıkan 12 Eylül darbecileri hakkında askerî yargı kılını bile kıpırdatmaya lüzum hissetmedi. Bu esnada genel yargının da elini taşın altına soktuğunu söyleyemeyiz; isteyenler 12 Eylül darbesi esnasında yüksek yargı kuruluşlarının pozisyonunu inceleyebilirler; hukuk tarihimizin loş ve boş sayfalarıdır bunlar.</p>
<p>Aklın ve evrensel hukukun gereği çok açık: Askerî yargının, Atatürk Türkiye&#8217;sindeki yerine iadesi gerekiyor; anayasa içinde askerî yargıya özel bir tarif ve imtiyaz tanıyacak durumda değiliz artık. Askerî yargının teşkil ettiği çift başlılık, Türkiye&#8217;nin gerçek bir &#8220;demokratik hukuk devleti&#8221; olmasına engel teşkil ediyor. Çift başlı yargı istemiyoruz. Bu kadar açık!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/askeri-yargi-ataturk-anayasasindaki-yerine-mars/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tam da o esnada hakim bey&#8230;</title>
		<link>http://ahmetturanalkan.net/tam-da-o-esnada-hakim-bey/</link>
		<comments>http://ahmetturanalkan.net/tam-da-o-esnada-hakim-bey/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 21:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Turan Alkan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahmetturanalkan.net/?p=3890</guid>
		<description><![CDATA[Taraf Gazetesi belgeyi açıkladığı andan beri, politik sistemimizin gerçek muhafızı saydığım muhalefet partilerinden bir ses çıkmasını bekliyorum; öğle saatleri itibariyle tık yok. Sadece önceki gün CHP Grup Başkan Vekili Kılıçdaroğlu konuştu ve hükümete, &#8220;doğruysa da yanlışsa da gereğini yapın&#8221; diye seslendi.
MHP ise, şu dağdağalı zamanlarda, bütün dikkatini parti içi muhalefete yoğunlaştırmış görünüyor: &#8220;Tam o esnada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Taraf Gazetesi belgeyi açıkladığı andan beri, politik sistemimizin gerçek muhafızı saydığım muhalefet partilerinden bir ses çıkmasını bekliyorum; öğle saatleri itibariyle tık yok. Sadece önceki gün CHP Grup Başkan Vekili Kılıçdaroğlu konuştu ve hükümete, &#8220;doğruysa da yanlışsa da gereğini yapın&#8221; diye seslendi.</p>
<p>MHP ise, şu dağdağalı zamanlarda, bütün dikkatini parti içi muhalefete yoğunlaştırmış görünüyor: &#8220;Tam o esnada hakim bey, telefon çaldı; telefona bakmak için öteki odaya giderken bu hadise olup bitmiş; bu durumda ne söylesem boş&#8230;&#8221;<br />
<span id="more-3890"></span><br />
Deniz Baykal bu satırlar yazıldığı vakte kadar bir açıklamada bulunmamıştı. Onun kritik zamanlarda ortadan kaybolarak patırtı yatışana kadar mânidar sükûtları tercih ettiğine daha önce çok şahit olmuştuk. Oysaki Sayın Baykal, Ergenekon sanıklarını savunmak uğruna gerekirse avukatlık bile yapabileceğini söylerken, beni şahsen şaşırtan derecede yüksek bir risk almıştı: Ergenekon soruşturmasını önce Reichstag yangınına benzetmiş, hemen ardından &#8220;Bu dava benim gözümde hukukiliğini kaybetmiştir&#8221; demiş, ikinci iddianameyi kendince yerden yere vurmuş, karikatürize etmiş ve en önemlisi hükümeti, Ergenekon davasını kullanarak siyasi çıkar sağlamakla suçlamıştı. Bu sert ve köşeli sözler, kamuoyunda kendi çapında bir tesir yaptı; CHP&#8217;ye sempati duyanlar, &#8220;herhalde bir bildiği vardır ki, sürmekte olan bir dava hakkında yargıçları etkileyecek sertlikte konuşmaktan çekinmiyor&#8221; diye düşünerek Ergenekon&#8217;un hakikaten bir hükümet tertibi olduğu kanaatini pekiştirdiler. Öte taraftan duruşmalar esnasında bazı sanıklar, &#8220;yakında asıl biz sizi yargılayacağız; suç listenizi kabartıyorsunuz&#8221; gibisinden cesur lâflar ediyorlardı ve merak ediyorduk: Bizim bilmediğimiz halde bazılarının pek iyi bildiği bir şey mi vardı? Acaba Ergenekon zanlıları ve sempatizanları, gaipten zembille inen bir gücün duruma el koyarak kendilerini kurtaracağını ve yargı esnasında rollerin değişeceğini mi düşünüyorlardı?</p>
<p>Taraf Gazetesi&#8217;nin yayınladığı belge, bu soruları merak eden herkesin zihnini açıyor; dondurmacı tâbiriyle &#8220;otuz iki dişe keman çaldıran&#8221; bir senaryo. Bir taşla üç kuş; hükümeti deviriyorsunuz, Gülen hareketini mücrim mevkiine getiriyorsunuz ve bu esnada yargılayanla yargılanan takkeleri değiştiriyor; Ergenekon zanlıları, kahramanlar gibi dönüyorlar Silivri&#8217;den&#8230;</p>
<p>Tam bu dakikada MHP liderinin grup konuşması ajanslara düşüyor; aynı mânidar sükût tavrı: &#8220;AKP&#8217;nin sahte ampulü ile Deniz Feneri&#8217;nin sararmış ışığı aynı kirli yolu aydınlatmaktadır&#8221; veya bir başka ifadeyle, &#8220;tam o esnada hakim bey, telefon çalmasın mı?..&#8221;</p>
<p>Bu metinler nasıl bir metinler; bu akıllar nasıl bir akıllar? Bugüne kadar Ergenekon pimpirikçisi diye bilinen isimlerin bile, &#8220;yoo bu kadarı da fazla&#8221; diye ayağa kalktığı bir demde ampülle fener ışığını aynı cümlede buluşturarak edebi sanat yapmaya kalkışmak (ve becerememek) nasıl bir yeterlik duygusudur: &#8220;Darbe olsa bile biz sistem içindeki yerimizi yine koruruz; nasıl olsa fazla angajmana girmedik&#8221; hesabı mıdır bu? Nasıl olsa tarihi izdüşümü var: 27 Mayıs&#8217;ta cuntacı darbe, CHP ile CMP&#8217;yi nasıl da itina ile ıskalamıştı&#8230; Keh keh keh&#8230;</p>
<p>27 Nisan muhtırasında merkez sağ partilerinden ikisi, tam da buna benzer sebeplerle siyasi mevta durumuna gelmişti; &#8220;Tam o esnada hakim bey, yandaki odada&#8230;&#8221; Oysa, o gün, hükümetin değil, milletin hukukunu korumak için ellerini taşın altına sokabilmiş olsalardı, manzara çok başka olabilirdi. Bunlar nasıl işlerdir? Hamâset deyince hazır kıt&#8217;a fakat tam da yerinde celâdet denince, öteki odadaki telefonun her nedense çalacağı tutar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahmetturanalkan.net/tam-da-o-esnada-hakim-bey/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
