2004 Arşivi
Futbolun sadece futbol olarak kalabilmesi için
Katılmayanlara saygı duyarım ama futbolun seyrini zevkli bulanlar-danım; futbolun oyun boyutundan sıyırarak abartılmasından, bir iş kolu, bir endüstri gibi görül-mesinden rahatsızlık duyduğum oluyorsa da tadında bırakıldığında futbol seyrini, hayatın küçük zevklerinden biri olarak görüyorum.
Ne var ki futbol, bir seyir zevki halinden çıkarak neredeyse başlı başına bir bakanlık konusu olacak derecede abartılı, mübalağalı bir sektör haline [...]
Devlet bilimi sever mi, döver mi?
TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi), Başbakanlık’a bağlı özerk bir kuruluş, görevi, ülkeyi yönetenlere ilmi konularda danışmanlık yapmak, yol göstermek. 1993′te kurulan TÜBA’ya , bugüne kadar hiçbir hükümet danışmamış. Milliyet’in haberine göre kurumun başkanı Prof. Dr. Engin Bermek, bu durumu eksiklik diye niteliyor; son iki Cumhurbaşkanı kuruma “ilgi ve anlayış” göstermiş ama hükümetler, âmiyâne tabirle aldırış etmemişler. [...]
Doğduğu yerden batan…
Kitlelere taraftarlık ruhu aşılamak, birileri için para ve güç anlamına geliyor; taraftar için yegâne tatmin tuttuğu takımın başarısına sevinip övünmek ve ait olduğu taraftar kitlesinin manevi sıcaklığına sığınmaktan ibaret.
Ahmet Selim’in futbol yazılarını hatırlayınız, hepsi de kültüre, şahsiyet kazanmaya, bütünlük inşâsına ve edebe [...]
Türkiye’nin bölünme fermanı, yeni ‘azınlık’ kavramıdır
Türkiye’ye dinamit derecesinde tahrip edici bir azınlık tarifini kabul ettirmeye çalışanlar, ne yazık ki “şifâ olur” niyetiyle efendisinin ilâcını çalıp içen uşağın ahmaklık seviyesinde ayak diretiyorlar.
Eski zamanlarla ‘modern’liği birbirinden ayıran hudut taşlarından birisi de insan hakları denilen kavramın ideolojik bir araç olarak yeniden tasarlanması ve üretilmesi olmuştu; bu intibâ, insan haklarının batı dünyası içinde farkedilmiş [...]
Sinema evde seyredilir!
İllet olduğum bir şehir efsânesini mecbûren tekrarlamak zorundayım; “Sinema filmi sinemada seyredilir”miş! Biz sinema görmemiş bir kuşak değiliz ki kardeşim, 60″lı yılların sinema imparatorluğunu görmüş ve yaşamış bir kuşağız.AHMET TURAN ALKAN
Belki bıkkınlıktan, belki zamâne teknolojisinin evde de sinema seyrini mümkün kılmasından mıdır nedir, [...]
Nükleer çelişki!
İki haber aynı gün haber bültenlerine düştü: Colin Powell’ın İran’ı elindeki nükleer silahları füzeyle atılabilecek kabiliyete yükseldiği yolundaki suçlaması ile Vladimir Putin’in “artık kıyamet bombamız var; böylesi ne yapıldı ne de bundan sonra yapılabilir” sözleri aynı güne denk geldi.
Bu garip tesadüfün yorumu [...]
Gâvur olsak, eh belki…
“Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” demiş Fransa Cumhurbaşkanı Chirac; Chirac bu hüküm cümlesini, Türklerin de Avrupalı sayılması gerektiğini savunmak sadedinde sarf etmiş. Böylece “Bizans” aracılığı ile tarihteki Roma kavramına, en azından siyâsî mânâda Avrupalıların ve Türklerin müşterek menşei olarak atıfta bulunuluyor.
Chirac’ın politik bir şirinlik [...]
Bayram eğlence midir?
Gereğinden fazla eğleniyor hissine kapılmaktan korkarız biz; “Çok gülen çok ağlar” diye bir lâf vardır. Ne zaman neşelensek ardından “Başımıza hangi felaket gelecek?” endişesi çöker üstümüze.
Ramazan neş’esinin biraz abartılmasından rahatsız olmayı anlıyorum ama eğlence kavramına hâlâ doğru dürüst bir karşılık bulamayışımızı da kaydetmeden geçmiyorum.
Geçenlerde bir İstanbullu okuyucu, yolladığı mektupta ilginç bir şikayetini dile getirirken meâlen [...]
Mübârek onbir aylar da geldi işte…
Gecenin en tatlı uykularını şafağa yakın saatlerde bölen sahur safâları bitti; sahur ki annelerin zamanıdır; herkesten evvel uyanan, ocak tüttüren, tencere kaynatan, aza-çoğa bakmadan sofra donatan ve herkes yemeğini bitirip el ayak çekildikten sonra düzeni eski haline getiren onlar. Bir tas yavan çorbanın yanına bir dal maydanoz, iki yaprak yeşil nane iliştirip öğünü iftar kılanlar [...]
“Ya çıkarsa nic’olur hâlin?”
“Bayramınızı tebrik ederim” mâhiyetinde iki satır kuru kutlama metninin üstüne seksen-yüz tane adres yapıştırıyor, “gönder” tuşuna basıyorsunuz ve böylece bir sürü insana aynı anda tebrik yollamış oluyorsunuz.
İleşitim âdâbı deyip duruyoruz; böyle haberleşmenin edebe yaraşır tarafı yok. Tebrikin alıcısı kendini sıra mâmulâtı gibi hissediyor [...]

