2002 Arşivi

Henüz ağzı mühürlü bir hazine: Evliya Çelebi Seyahatnamesi

Seyahatname sadece Evliya”nın gezip gördüğü yerleri bir sanat tarihçisi hassasiyeti ile tasvir edip bir tezkireci dikkatiyle kayda geçirmesiyle kalmıyor, XVII. yüzyılın Osmanlı dünyasına dair hemen herşeyi naklederek benzerine çok az rastlanır bir hazine teşkil ediyor.

Evliya Çelebi”yi nasıl bilirsiniz? Elcevab; nereden bileceksiniz? Ukâlalık ettiğimi düşünmenizi istemem zira Evliya Çelebi Seyahatnamesi”nin aslına en sâdık baskısı şu anda [...]


Havza, pala, köprü…

Anadolu’da güz mevsiminin binbir çehresi var. Eski hesapla kışa çoktan girdik ama bu senenin iklimi, geçen senenin huşûnetine göre daha latif olduğu için güz renkleri hâlâ pek çok yörede sarhoş edici renkliliğini koruyor.
Bu satırların kaleme alındığı yer Orta Karadeniz dağlarının iç Anadolu’ya bakan yamaçlarında doğudan batıya doğru uzanan Altınkaya Barajı’nın binbir girintisinden birinin ucuna [...]


Bir linç denemesi

Evet tamamen şahsi bir mesele ama umumu ilgilendiren bir tarafı da yok değil; özellikle “bir kısım medya” diye adlandırılan gazetecilik üslubunda nelerin, nasıl haber yapıldığını anlatmak için yeterli bir örnek.
“Medyatik linç”in nasıl bir şey olduğunu ben de biliyorum artık; üstelik tam bir linç de sayılmaz bu ama çirkinliği hakkında yeterince intiba veriyor.
Üç seneden beri aylık [...]


Kurum Türkçesinin bütün ittiratsızlığı

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Öğretmenler Günü vesilesiyle bir beyanat vererek başörtüsü ve anayasanın değişmez ilkeleri arasındaki ilişkileri yorumlamaya çalıştı. Gazeteler ve kamuoyu bu beyanın siyasi niteliği üzerinde durdular. Ben ise bu konuşmadaki bazı ibarelerin “ilmi” ve edebî açıdan nasıl bir kıymet taşıdığı üzerinde durmak istiyorum.

“…Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında vurgulandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti”nin laiklik anlayışı, Atatürk [...]


Zeus’un kuzenine ettiğini yılan hemcinsine reva görür mü?

Mitoloji, insanların tasvir yoluyla yönettiği ve hatta yarattığı bir dünyanın tarihi, bir nevi esâtir–i evvelidir; bütünüyle insanî bir tasavvur, beşeri bir inşâ; orada insanla Tanrı arasında belirgin bir hudud görülmez, sıradan birinin tanrılaştırıldığı da olur, tersi de.
Batı mitolojisi, Rönesans devirlerinde Avrupa’nın antik hâfızası oldu. Ahd–i Atik ve İnciller’den mürekkep Kitab–ı Mukaddes’in tasvir ettiği dinî [...]


Gülümse; daha iyi olacak!

Galatasaray’da ilginç şeyler oluyor; Türkiye’nin uluslararası spor kamuoyuna çıkardığı yegâne milli firma battıktan sonra dibe süzülen bir gemi gibi âheste bir ritimle başarısız sonuçlar alarak çatırdıyor.
Futbol âleminin yorum otoriteleri teşhisi hâlâ koyabilmiş değil. Kimi “malzeme kötü” diyor, kimi de “Fatih Terim’in bir bildiği vardır; devre arasında toparlar takımı” havasında.
Hariçten gazel atmanın, daha doğrusu “serbest [...]


Döküldüğümün resmidir

Tiyatroya gitmek, altı ayda bir dişçiye uğramak veya tam teşekküllü bir hastanede tepeden tırnağa sağlık kontrolünden geçmek gibi bir şey olsa gerektir; can sıkıcı ama lüzumlu, sevimsiz ama faydalı.
“Bütün kök bitkileri çok faydalıdır, bol bol tüketmeliyiz, keza havuç, kereviz, lahana… hele lifli gıdalar!” cinsinden dolduruşları gereğinden fazla ciddiye alan tipler vardır ya hani; eksik olmasınlar [...]


Klasiklere dokunmak!

Bana göre klasiklerle aramızdaki yegâne ama en büyük engel “temas”tan ibarettir; klasiklerimize dokunamıyoruz, onlar cam mahfaza içinde saklanan birer müze olbjesidir sanki. Tek parti rejiminin son yıllarında Maarif Vekaleti’nin başlattığı “klasikler” dizisi, sonu getirilememiş ama esasen doğru nitelikler taşıyan bir kültür hareketiydi.

Bu dizi içinde batı klasiklerinin şark klasiklerine oranla daha çok yer almasını iki açıdan [...]


Topsuz namazın fazileti, toplu namazın kerahetinden evla mıdır?

Çarşamba maçları yüzünden perşembeyi gazetesiz ve habersiz geçirdiğimiz çok oldu; metropollerin tuzu kuru, gece maçlarının ertesi günü gazeteler taşraya mu’tadından birkaç saat geç geliyor.
Erken saatlerde gazete yok, gecenin dokuzuna kadar dersle meşgul olunca gündem güme gidiveriyor. Fena olmuyor aslında; Türkiye’nin gündemi sık sık ilgisizlik cezasıyla haşlanmayı hak ediyor fakat doğruyu söylemek gerekirse geçen perşembe [...]


İyimserliğin ilk taksidi

İşte bu iyimser olmak için yeterli bir sebeptir; Abdullah Gül’ün 58. hükümeti kurmakla görevlendirilmesini heyecanla karşılamak için önemli gerekçelerimiz var: Evvelâ Abdullah Gül, bugüne kadar görev yapan başbakanlar içinde toplumsal menşei, hayat görüşü, eğitimi, siyasi tecrübesi, donanımı, uzmanlık alanları ve şahsiyeti ile en geniş biçimde hüsn–ü kabulle karşılanacak meziyetlere sahip intibaını veriyor.
Bu arada Tayyip Erdoğan’ı [...]