2000 Arşivi
Bükülmez ahlâklılar
Kusursuz denilecek bir tarzda tasarlanan ve aslına sâdık şekilde uygulanan bir kamu (veya hukuk) düzeni tasavvur edelim; problem şu; her şeye rağmen kamu düzenini işletenlerin ahlâklı olmasına ihtiyaç var mıdır? Meseleyi daha basite indirgemek de mümkün: Kamu düzeni ve ahlâk arasındaki ilişki nerede başlar ve nerede biter?
Cevap kolay değil; kamu düzeni, hukuku egemen değer kılmak [...]
Marksizm kalmadı; mistisizm verelim!
Gelir dağılımındaki adaletsizliğin dışladığı “öteki” Türkiye’nin haricinde başka “öteki Türkiye”lerin de varlığı, buldozerle yıkılan koğuş duvarından içeri girilince fark edildi:
Kendini yakmaya hazır “kesin inançlı” militanlar, bir saat önce birlikte çay içtiği “da’va arkadaşı”na kendisini yakmayı emreden örgüt liderleri, fikirlerini şiddet ve yıldırma yoluyla egemen kılmaktan başka çareleri kalmadığına inanan ideoloji fanatikleri ve en bâtınî [...]
Marksist eylem literatürüne anlamlı katkı: Ölümü yüceltmek
Af kanunu, mimarlarına hayırlı olsun; ümid ederiz ki bu son af olur. Adalet cihazının on seneyi bulmayan aralıklarla, kapsamı ne olursa olsun sistematik aflarla sekteye uğratılması adalet mantığı açısından bir faciadır; çünkü her af kanunu, yasama uzvunun, adalet cihazının doğru işleyişine duyduğu güvensizliğin ikrarı mânâsına gelir.
İyi işleyen bir adalet cihazının “af” kavramına asla ihtiyacı [...]
Güz gazeli
Hazana dair söylenmedik hangi mısra, hangi nükte ve hangi cümle kalmıştır / söz biter lâkin söylenecek olan daima yarım kalmıştır.
Bakabildiği halde görmeyen için mevsimlerin raksında ne mânâ var / görebilenler için bir kıyıda daima delinmemiş bir inci, çıtlatılmadık bir nükte ve şehre muhtaç bir mazmun kalmıştır.
* * *
Ömrünce kaç kere çürümüş yaprakların kışkırtıcı râyihâsını koklayarak [...]
Cezaevi önünde iş tutan aydınlar
Türkiye’de bir “aydın vicdanı” yok; halbuki böyle bir vicdanın, -tabii bir tarihi seyirle- en azından Tanzimat devrinde “Tercüme Odası”nın kurulmasından bu yana teşekkül etmesi beklenirdi.
Tercüme Odası, Bâbıâli’de Hariciye Nezareti’ne bağlı bir “devlet aydınları kulübü”ydü. Osmanlı toplumunun klasik dengeleri amansız bir sarsıntıya tutulduğunda devletten bağımsız olarak gelişmesi beklenen yeni fikirlerin tutunabileceği bir toplumsal zümre ihtiyacı belirmişti; [...]
Türk polisinin ‘önlenebilir’ yükselişi
Kaos literatüründe “Kelebek etkisi” diye adlandırılan bir teori var; buna göre Atlantik’in batı sahillerinde bir kelebeğin kanadını çırpması ile harekete geçen hava molekülleri, doğu sahillerinde bir tayfunun kopmasına sebep olabiliyormuş; tabii, kaos’un öngörülemeyen düzensizlik faktörünün de hesaba katılmasıyla.
İstanbul’daki Çevik Kuvvet’e mensup genç polislerin yaptığı gösteri yürüyüşü, bana bu “kelebek etkisi” teorisini hatırlattı ve bir an [...]
Kekeledim ve sustum!
Aklımı başıma getiren şey, Başbakan Bülent Ecevit’in, “Hapishanelerde devlet otoritesi kurmakta acze düşüyoruz.” mealindeki cümlesi oldu; esasen gerçek durumun böyle olduğunu bilmekle, aynı şeyin bir Başbakan tarafından resmen ikrar edilmesi arasında mühim bir fark var.
O anda şöyle düşündüm: Hapishanelerde devlet otoritesi tesisinde acze düşen bir hükümetin sair alanlarda -tutarlı veya tutarsız olsun- bir “politika” [...]
Hayırlı iftarlar Ahmet Bey!
“Bizim Kürtler ne düşünüyor?” başlıklı yazı, okuyucular nezdinde âdeta “Bir dokun bin âh dinle bu kâse-i fağfurdan” tesiri uyandırdı.
Bu sütunlar müsait olsaydı bana kadar ulaşan müspet-menfî her tepkiyi yayınlamak isterdim; çünkü bu e-mektupların derûnundan yükselen hakikat, sandığımdan daha yaygın olduğunu vehmettiğim hayli vahim bir müşterek psikolojidir. Tahmin edeceğiniz üzere gelen tepkilerin hemen tamamı, en [...]
” Ölü Köşe Yazarları Derneği”
Eskiden “Bâbıâli” derlerdi ve bu tâbir şu “grekoromen” kılıklı medya tâbirinden şüphesiz daha güzeldi, işte o eski tâbirin yeni karşılığı ile Türk basınının mühimce bir kısmı hayli zamandan beri bir “Ölü Köşe Yazarları Derneği” halini almış gibi geliyor bana.
Köşe yazarlığını, “Batı’nın ciddi kroniklerinde köşe yazarlığı diye bir kurum yok azizim: bu tamamen bize mahsus alaturka [...]
‘Bizim Kürtler’ ne düşünüyor?
Bugünlerde Batı, yeniden “tek dişi kalmış canavar” sûretiyle gündemimize yine tecavüz etti. AB’de görevli bir komisyon başkanının Türk Kürtlerini “millî azınlık” diye niteleyen mektubu, diplomatik reflekslerimizi meflüç hale getirdi.
Avrupa ile ilişkilerimizde yeniden sancılı periyoda girdik; bu marazî ilişkinin kesin tedâvisi yok. Mezara kadar götürülmesi gereken hastalıklar vardır, bu da öyle. Bürokrasimizin kalantor takımı (ki [...]

