1999 Arşivi
Evet, gırtlak hala dokuz boğum!
Bu köşede kaç kere “gırtlak dokuz boğum” diye yakındığımı hatırlayanlarınız çıkacaktır. Şikayet babında değil; gırtlağın dokuz boğum olması iyidir, düşünme fırsatı verir. Fevri davranma ve konuşma lüksü olmayanlar, gırtlağın bütün boğumlarını tek tek bilirler.
Yaşar Nuri Öztürk’ün “Çıplak uyarıcı” konulu gazete yazısını o cuma sabahı okumuş ve çok garipsemiştim. İki gün sonra İSAV’ın düzenlediği “Osmanlı Devleti’nde [...]
Halk bu yönetimin neresinde duruyor?
Merkezine “halk” kavramını titizlikle yerleştiren siyasi sistemler, halkın nasıl siyaset üretebileceği konusunda güzel temenniler geliştirmekten öteye fonksiyonel bir söz söyleyemiyorlar. Hemen Türkiye pratiğine geçebiliriz: Türk halkı, kendisine dayatılan veya dikte edilen siyasetlere ne ölçüde katılıyor veya bu siyasetlerin üretilmesinde ne derece hisse sahibi bulunuyor? Evet, bir “Meclis”imiz var; ama Meclis’imizin son zamanlarda gereğinden hızlı çalıştırılması, [...]
Millicilik asıl şimdi!
Bu yılın bahar aylarında İtalya Apo’ya, bizim havsalamıza sığmayacak derecede anlayışlı, hatta misafirperver davranınca ucuz milliyetçilik histerilerinin İtalyan Konsolosluğu önündeki kaldırımlarda nasıl bir sebzevat gösterisine yol açtığını hatırlar mısınız? Hani kuklalar yakılıyor, bazı ‘müttefik’ devletlerin milli sembolleri ayaklar altında çiğneniyor, bugün millete ‘itidal’ tavsiye eden gazete manşetleri o gün pejmürde kışkırtıcılığın dikalasını yapıyordu. O gün [...]
Gündem kanaviçesi
Konuşmaması gerekenler konuştuğunda, konuşması gerekenler konuşmadığı için konuşmak ihtiyacını hisseden Hasan Celal Güzel bugün Ayaş Cezaevi’nde mukim.
Geçenlerde, esasen bildiğim; ama manasını şimdi fark ettiğim şahane bir atasözü duydum ve akıl defterime kaydettim. Diyor ki: ölürsen yer beğensin, kalırsan el beğensin! Bir baba evladına, şu sözün mazmununu ve hakikatini miras olarak bıraksa yeter de artar bile.Hasan [...]
Hiçbir lisan kendine tercüme edilemez
“The Mıh” diye bir başlık görünce şaşırıyorsunuz; kırk yıllık Kânî’nin fötr şapka ile mescide gelmesi gibi bir şey. The Mıh, Alev Alatlı’nın son romanı “Schrödinger’in Kedisi”nden bir bölüm başlığı.
Niçin “The Mıh” başlığının seçildiğini yazar bir yerde şöyle anlatıyor: “Bir Mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir atlı kurtarır, bir atlı [...]
Adayımı açıklıyorum!
Cumhuriyetin fazilet gerektirdiği doğru; demokrasi, ilaveten centilmenlik de gerektiriyor. Balıkçıların centilmenlik tarifi, “Denizden babam da çıksa yerim.” şeklinde özetlenebilir. Demokrasinin centilmenlik kaidesi, sandıktan çıkana saygıdır. Sandıktan çıkanı, “üzümün sapı, armudun çöpü” mihengine göre tiftiklemeye kalkışırsanız, oyunun adı demokrasiden başka her şey olur.
Milliyetçiyim demek kolay; milliyetçilik diskuruna dayanan temennileri kağıda geçirmek de öyle. Ne var ki [...]
Surlar, duvarlar ve kapılar
Azınlıklar meselesinin tartışıldığı Siyaset Meydanı’nda Mario Levi, bir sanatkar hassasiyeti ile azınlıklarla “ana kitle” arasındaki ilişkileri çözmekte kullanışlı olabilecek kavramlar üzerinde durdu: “Sur ve Duvar” kelimelerinin temsil niteliğinden bahsederken sözlerini “surların yıkılması” temennisiyle bitirdi. Surlar ve duvarlar, iç içe yaşamak durumundaki farklı toplulukların aidiyet alanlarını belirlemek için inşa ettiği yapılar. Peki, niçin yıkılmalı surlar ve [...]
Pehlivan, pehlivan!..
Kesinti haberini duyunca tecrübe ürünü bir refleksle hemen çarşıya seğirtip bir kutu mum, iki el feneri ve pil tedarik ediverdim. Şimdi işitiyoruz ki jeneratör, şarj edilebilir seyyar fener satışlarında patlama olmuş. Bütün aile reisleri galiba benim gibi düşünmeye mecal kalmadan ve elektrik kesintisinin ardındaki sebepleri irdelemeye fırsat bulamadan çarşıya üşüştüler. Çabuk davranmanın fikri kritikten daha [...]
Üretim zincirinden dışlanmışlığın burukluğu üzerine
Elmalılı Hamdi Yazır’ı çoğumuz İslâm âlimi, ondan daha azımız müfessir, daha yakından bilenler fakih olarak tanır fakat onun sağ elinin baş ve
işaret parmaklarının tırnaklarını biraz uzun tutarak zaman zaman kâğıtları, ince kartonları bu iki tırnak arasında kabartarak güzel yazılar yazdığı, küçük çiçekler yaptığı herhalde pek azımızın mâlumudur. Elmalılı “Küçük Hamdi” Efendi’nin hattatlığı da hatırı sayılır [...]
“Bön” Türklüğün alemi yok!
Neredeyse bir asır boyunca yetişen her nesle “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesini ezberlettikten sonra, bütün deprem uzmanlarını töhmet altında bırakırcasına, “Boynunuz fay altında kalsın!” diye ilenmek çelişki gibi görünebilir; ama işin, daha doğrusu “ilm”in tabiatını bilenler için ortada çelişki yoktur. İlim böyledir; dün de öyleydi, bugün de böyle; şüphesiz yarın da öyle olacak!
Bizim batılılaşma [...]


